30 Mayıs 2013 Perşembe

Misspera Inglot Alışverişi

Merhaba.. 
Günümü aydınlatmaya yetmeyen, yavrularla karşınızdayız.. 3 gün önce Misspera'nın yaptığı Inglot indirimi ile 15bjf allık fırçasını ve AMC Shine seriden 30 numaralı hafif altın ışıltılı bej renkli farı aldım. Bir gün sonra daha fazla markayı içeren, genel kapsamlı bir %50 indirim oldu, ıvır zıvır şeyler almaktansa bir gün önceden aklımda kalan kabukiyi almaya karar verdim. Elimde Ecotools ve Real Techniques'in kabukileri var ama onlar bu kadar sık kıllı ve yuvarlak şekilli olmadığı için dayanamadım almış bulundum.. Fazla pudra kullanmadığım için gereksiz bir yaklaşım ama az pudra alarak daha kapatıcı bir şekilde uygulamasını ümit ediyorum.. 
 Artık her evde bir Inglot far olacak! fikrinden yola çıkarak sitede kalan alınabilecek en uygun farı seçmeye çalıştım.. Krem rengi mat farını istiyordum ama bildiğiniz gibi ben Adana'da mağazaları olduğuna uyanana kadar adamlar, tezgahı toplamıştı bile :))
Bu arkadaş da mica, dimethicone, talc ve nemlenmeyi önleyici olarak silica içeriyormuş.. 32.99'luk ilk fiyatını düşününce pek hoş bir durum değil tabii.. Gözümde talc'ın zararını göremesem de yüzümde kullandığım pudra gibi ürünler kaşıntı ve gözeneklerde tıkanma yapıyor. Farlarda da tebeşirimsi yapının suçlusu bu arkadaş sanırım.. Far 2,4 gram ve 18 ay raf ömrüne sahip. Parmakla dokunulduğunda ince bir yapısı olmasına rağmen fırçayla uyguladığımda gayet kolay renk verdi. Yine de çok hoşlanmadım fazla ışıltılı gibi, bilemedim.. Baz renkleri sevdiğim için, her türlü kullanılır..
İkinci hayal kırıklığım allık fırçası oldu.. üzerinde naylon koruma olduğu için, bunu ilk çıkardığımda genişliği, metal sapı kadardı.. Daha geniş ve büyük bir fırça diye hayal etmiştim kendisini ama kullandıkça açılacak sanırım çünkü Bilgen'in uygulamalarında da kabuki daha tombik ve yuvarlak görünüyor..
Fırçalar Çin'de üretilmiş, marka ve kalite ne olursa olsun bu bana itici geliyor. Kalitenin dışında, insan emeğinin sömürülmesi gibi ama maalesef biz bunun dersini bile aldık.. İşletme batıyorsa, ucuz iş gücünün olduğu yere taşı!...
Hafif bir kokuları var ama şu anda yıkamayacağım çünkü fırçaların en güzel tarafları steril halde geliyor olması..
Acayip yumuşaklar! Benim için yumuşak fırça candır..
Kabuki ile beraber mini çantanın da geleceğini düşünmüştüm, forumlarda hediye edildiği yazılmış ama ya kalmadı ya da parayla satılıyor.. Neyse, ben kendisine bir kılıf uydururum :)
MP13MR50 kupon koduyla indirim devam ediyor. (Cuma gece yarısına kadar..) Yalnız kuponu tek seferde kullanabilirsiniz, çıkış yapmadan alacağınız her şeyi eklemiş olmanız gerek. Ben önce Inglot indirimi, sonra genel indirim kuponu ile aldığım için iki farklı alışveriş... Misspera en hızlı dönemini yaşıyor sanırım, ilk alışverişim 2, sonraki 1 saat içinde kargoya verilmişti!

Inglot'tan istediğim fırçaların çok az bir kısmını alırken bile elim titredi niyeyse :)) Fakat şu an hayatım dibe vurmuş durumda, bu yüzden bu yazıyı hazırladım ve ürünleri bir kenara bıraktım.. Aylar önce çok istediğim bu ciciler bile umrumda olmadı yani...

28 Mayıs 2013 Salı

Mim: Çocukluk Oyunlarımız

Mim yazma konusunda neden bu kadar tembelim acaba? Oysaki bu yazı için heyecanlanıp, aklımdan geçen her şeyi not almıştım ama notu kaybettim.
Konumuz "çocukluk oyunlarımız". Tarihe not düşülesi, hatırlanılası..
Her şeyden önce söylemeliyim ki ben, hiç çocuk olmayanlardanım.. Hep bir ağırlık, bir durgunluk, bir büyümüş de küçülmüşlük durumum vardı. Bu yüzden tek tabanca takılır, arada erkekleri döver, kızların oyunlarında adam kalmayınca, ara kedisi falan olurdum.. Asosyalliğim o zamandan kalma.. Hatta arkadaş edinmekte o kadar başarısızdım ki bir dönem yazlıktaki çocukların yanına yaklaşıp yekten "arkadaş olalım mı?" diyordum. Belki de çocuk da olsak, o zamanlar insanlara güvenmek ve sıcak ilişkiler kurmak daha kolaydı..
Çocukluğum fakir bir mahallede ama güzel bir evde geçti. Babamın bahçeli ev isteğiyle, eli, ayağı toprağa değerek büyüyenlerdenim. Oyunlarımıza sıkça konu olan mekanımız bahçe ve damdı. Kuzenimle fantastik oyunlar kurardık. Bahçedeki ağaçlar efendimizmiş, toprağı çapalamamızı istiyormuş falan :))
Bireysel takılıp, yalnız zaman geçirdiğim için oyuncaklarım ve bisikletim çok değerliydi. Oyuncakların birçoğunu parçalamış olsam da günümüze kadar sağlam ulaşan yüze yakın bebek, peluş, araba gibi oyuncağım vardır! Barbie'yi fakir bulur, Sindy'yi severdim. Güzel kızdı :) Boyunları ve bacakları kırılmasaydı daha da çok sevebilirdim..

Bebek koleksiyonum kadar, arabalarım da ciddi bir yer tutuyordu. Duvara çarpınca geri dönüp yoluna devam edebilen, ışıklı cafcaflı polis arabam hala favorim.. Sevgilimin klasik araba tutkusunu düşününce, evimizde böyle bir koleksiyon oluşacak sanırım. Makinacıların şanına yaraşır :)
Çocukluğum bisiklet sırtında geçmiş olsa da geçenlerde bir kere bindim, bir yerlerim kırıldı resmen :s O neymiş öyle ya.. Başımı alıp gitmeye hastaydım.. Sürekli kaybolur ve caminin minaresini hedef alarak evi bulabilirdim :) Yokuş aşağı inebilirsin bunu başarabilirsin, yok efendim hızlanmış salıncaktan atlayabilirsin falan diye salaklıklara kapılıp, çok kafa göz kırdığımı da eklemek isterim..

Kendi eğlence anlayışımı geçecek olursak, hatırlanması gereken halka mal olan oyunlardan en çok Yerden yüksek, Köşe kapmaca, Yakar top, Saklambaç, El kızartmaca, Taş kağıt makas, Tren gibi dizilip okulun bahçesinde arabacılık oynamaca, Aç kapıyı bezirgan başı (Bunun bir adı var mıydı?)
Bu oyunları ilkokulda kızlı erkekli her teneffüste oynardık. Bazı kızlar küçük gruplar halinde ip çevirir ya da lastik atlardı ama lastikten nefret eder tekerlemelerini falan bile bilmezdim. Asla o lastiğe dokunmadan hoplayıp zıplamayı, lastiği oradan alıp ön bacaktan dolayıp arkaya çevirmeyi falan becerememişimdir.. Bu yüzden çok zorda kalırsalar beni "ara kedisi" yaparlardı, ben de biri yanmasın diye dua ederdim :))

En sevdiğim oyunlar el oyunlarıydı sanırım. 4-5 kişi ellerimizi birleştirip, sırayla vururduk ve şöyle tekerlemeleri vardı..
"Başlıyoruz, Nelerden?, Renklerden..."

"Çatlak, patlak, yusyuvarlak, kremalı börek, sütlü çörek, çek yavrum çek, arabanı yoldan çek. Çekçek amca, burnu kanca, al sana bir tabanca. Tabancada kaç kurşun var? 10 kurşun var 1,2,3...."

"Oy gemici gemici de nerden aldın pirinci... Okulların içinde de ... birinci. Müdür beyin odası da karşı köye bakıyor. Bunu gören öğretmenler bize sıfır veriyor." 
Öyle miydi o? Ne saçmaymış yahu.. Bunu delicesine fazla oynadığımızı hatırlıyorum yalnız..
Başlıyoruz, bizim için tam bir komediydi. Sınıfımızın dahi çocuğu, göz renklerini sayarken "beyaz" demişti! :D

Kağıt üzerinde oynanan isim-şehir, SOS, adam asmaca da favorilerim arasındaydı. Acayip hayvan ve şehir isimleri kültürüm o zaman bir hayli artmıştı, çok uzun zamandır oynamadım. Zaten bu oyunları oynayacak kadar insanı bir arada göremiyorum hiç :) Günümüze uyarlarsak, belki bir Tabu, Scrabble falan değildi ama güzellerdi be..
Defterlerimin arka sayfalarında mutlaka SOS kareleri olurdu, bir de fal bakardık, tam bir salaklık..
Bozuldukça aldığım yegane oyuncağım Sanal bebek ve Game boy idi. Aslında bendeki Brick Game ama ben onu hep Game boy diye biliyorudm niyeyse :)) Tabii ki gece gözümü kapatınca, tetris parçaları aşağı iniyor ve araba yarıştırıyordum! Bugün, çocuklarımızı play station ve bilgisayar oyunlarından uzak tutmamız gerektiğinin en büyük ispatı aslında..
Son olarak, satranca hiçbir zaman kafam basmadığı için, erkek tavlası, asker tavlası, bilimum dama çeşitleri, kızma birader, yılan merdiveni, amiral battı gibi oyun setleri içinde bulunan oyunlara bayılırdım. Kızma biraderde çok adam ağlattım :) Erkek tavlasında da en büyük zevkim erkekleri yenmek, çünkü bileğim çok iyidir, zarlarım şanslıdır. 
Mimi yazan diğer arkadaşlar körebe, elim sende, yakar top gibi oyunları uzun uzun yazdılar ben de aklıma gelen diğer şeyleri yazayım dedim.. Bence bu mimi herkes yazmalı mesela buradan başlayalım :) 
En naif blogger Şebnem, hepimizin Sevda'sı, Gülbeşeker,  Didem örtmeniimmm :) Kendinin Ruj Doktoru, Weba, Cemre, Ne Giysem, JanJan, Elzem Elzeemmm niyeyse sana Orçun modunda seslenmek istiyorum :)
ilk defa bu kadar uzun mimliyorum sanırım, mimledim gitti :)) Yazmadınız di mi? Görmediysem çok sövmeyin :P Ve ihaleye katılıp, arttıran herkesi görmek isteriz..
Yalnız beni kimin mimlediğini unuttum, özür dilerim :(
Sevgili Baykuş'un Notları mimlemiş beni :) Bloguna bakmalısınız, bu şahane bilim insanının gezi yazılarını ayıla bayıla takip ediyorum..

Webaaa yavrum, blog linkini kıskanıyorum :)))

Son dipnot: Okan Bayülgen çelik çomak, beştaş gibi unutulan eski oyunlar için, şehir şehir gezip fotoğraflar çekiyordu. Bir kurum ya da Unicef gibi bir kuruluşun projesiydi sanırım. Birileri para için kendini yırtarken kültürel mirasımız adına bunun düşünülmesi ve hayata geçirilmesi bu dünyanın hala o kadar kirlenmediğini gösteriyor.. 

Sevgiler Seço :)

24 Mayıs 2013 Cuma

Golden Lady&Golden Rose Jolly Jewels Alışverişi

Bu bebekler piyasaya çıktığında standa şöyle bir baktım "cıkss bir ojeye 5,75 verilir mi?" dedim.. E o zaman niye daha önceden 10 liraya Sally Hansen almışlığın var derler adama.. Daha önceden bahsettiğim gibi belli konularda çok cimriyim, ayran gönüllü olduğum için bir tane olsun, sağlam olsun insanı değilim... O yüzden 10 liralık 6-7 tane maskara alıp aynı anda kullanmak falan gibi saçmalıklarım var...
Büyüyünce geçecek biliyorum :) Artık indirimlerden bir şey almayıp, ürün bitirdikçe kaliteli ürün alma gayreti göstereceğim.. Alacak bir şey de bırakmadım zaten..
Ben bu altın rengini sürüp düğüne giderim arkadaş...
Neyse, bu yavrulara dönecek olursak kendilerini pahalı bulduktan sonra, China Glaze'in bir takım ojelerine ağzımın suyu akarak bakarken buldum kendimi.. Oje ve parfüm tutkum olmamasına rağmen, küçük bir oje ordusu oluşturduktan sonra, artık düz renklerden sıkıldım ve China Glaze'in hologramlı, dokulu, efendim simli, dallı, pullu, güllü ojelerine iç geçirmeye başladım. Ama alamıyor olmam gibi teknik bir sorun var :) 
Hatta Kermit ve Mamontenka'nın çekilişinden indirim çeki kazandım, kendimi bir iki oje ile sınırlandırabilirsem kullanacağım :)
 Renkleri elli milyonuncu görüşünüz ama değişiklik olsun diye elimin hamuruyla nail art işine bulaştım :s Süngerle baskı tekniği ile yapıldığını düşündüğüm uçlara daha yoğun uygulama işini, sadece ojenin fırçasını kullanarak yaptım ve aşık oldum..
Tırnaklarımın ortasından itibaren ojeleri hafifçe sürdüm, pulları tırnak ucuna doğru ittim. Oje şişesinden pulları yoğun olacak şekilde tekrar alarak, tırnak uçlarıma tamponlayarak uyguladım... Böylece french'imsi bir görüntü oluşurken pullar da tırnağa iyice yapışmış oldu. Ve son olarak NYC turbo top coat uyguladım. NYC üst cila ve french renkleri inanılmaz bir parlaklık veriyor...
Adanalılar için, ojeleri Real'deki Golden Rose standından 5 küsur liraya aldım. Gratis'lere yeni seriler gelmiyor niyeyse..
Hatta bunları alırken Holiday serisi gelmişti ama dokulu olacağını hiç düşünmediğim için ojelerin yüzüne bile bakmadım ya ona yanarım...
Golden Lady ojeleri ise çok acayip bir yerden Groseri marketten, yani yerel süpermarketimizdeki standdan aldım.. Serilerine göre 1,5-2 lira arasıydı fiyatları. 
 Golden Lady'den ilk defa bir şey alıyorum. Yalnız stand kurulduğunda makyaj ürünleri acayip ucuzken şu anda uçmuş durumda. Yerlisinden, ithaline her markanın bizi ne derece kazıklayabildiğinin en canlı kanlı örnekleri...
Neyse.... İlk üç oje Ocean serisinden, ne koktuğunu tam olarak çözemedim.. Kokulu asetonlar gibi, delicesine kalıcı ve yoğun bir koku, birçok kişiyi rahatsız edebilir... Bir de kokulu oje hiç kullanmadıysanız, denemek için şişesini açıp koklamayın, ciğerlerinize yazık.. Bu ojelerin kokuları kuruduktan sonra belli oluyor, ojenin kendi yapısındaki koku uçtuktan sonra daha belirgin oluyor diyelim..
19 numaralı renk mavi tonu baskın olan koyu bir lila. Essence koleksiyonlarından belki kullanabilirim diye çok renkli ojeler aldım, bir süre bakıştıktan sonra çekilişlerime ekledim :) Ama bunların renkleri canlı olmasına rağmen bas bas bağırmıyor, soft bir duruşları var..
 Elime sürerken tersten gitmişim.. 19 numara en sağdaki.. O halde sağdan sola gidelim..
23 numara çok güzel bir renge sahip, cam göbeği-mavi arası bir rengin üzerinde turkuaz ışıltılar var, fotoğrafa pek yansımadı, zaten eldeki duruşu da çok belirgin değil ama çok hoş...
22 numara petrol mavisi, gece mavisi gibi, yok bu olmadı :s
27 Green apple serisi, bunlar seri mi bilmiyorum ama üzerinde öyle yazıyor :s Açık nane yeşili gibi bir renk.. Geçen gün Pembe Defter'in de söylediği gibi niye nane yeşili diyoruz biz buna? :)))
Ve son olarak 32 numara bej üzerine çok hoş ve ince altın ışıltıları olan bir oje, bu da coconut yani hindistancevizi kokulu..

Temmuzda Amerika'dan dönecek birini buldum nasıl mutluyum anlatamam :)) Bir tanıdığımızın kardeşi Manhattan'da limuzin şoförüymüş, yemin ederim bilmem nerenin CEO'sundan daha havalı geliyor kulağa! :D Hatta PS: I Love You filmini hatırlattı ve bunu duyduğumda ilk hayalim, bütün Amerika'yı hallaç pamuğu gibi attıktan sonra, alışveriş torbalarım yanımda, elimde bir kadeh içkim, caddelerde gezinmek oldu :) Amerika'ya karşı hiçbir özentim yok, hatta nefret ediyorum ama sırf şu alışveriş olaylarını kıskanıyorum.. Yoksa bizi koysalar Manhattan'nın göbeğine geçin bakalım nasıl geçiniyorsun... Nasıl Sephoralardan çıkmıyorsun... 
İşte böyle, kendi çapımda alışveriş listesi oluşturmaya başlarım, iherb'e ben de dadanayım artık :)
Bir de Amazon'un ücretsiz kargo nimetinden faydalanmak var tabii..