yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Nisan 2013 Pazartesi

15. Uluslararası Adana Tiyatro Festivali'ne Genel Bakış

15. Devlet Tiyatroları Sabancı Uluslararası Adana Tiyatro Festivali'nin son bir haftasına girdik.. Ve ben yalnızca iki oyun izleyebildim. Kalan son dört oyunu puflardan izlemek üzere tiyatroya gidebilirim yine de.
Büyük bir emekle organizasyonu tamamlanan bu festivale çok değer veriyorum. Çünkü Adana'ya yetecek kadar büyük bir sahnemiz yok, ilgi çok yoğun, bilet bulunamıyor ve uluslararası festival olduğu için, bugüne kadar gerçekten çok önemli tiyatro topluluklarını getirmeyi başardılar.. Bu bağlamda Adana Devlet Tiyatroları'nın emekçi oyuncu ve idarecilerine bir kez daha teşekkürlerimi sunarım..
İlk izlediğim oyun Hürrem Sultan'dı, Ankara Devlet Tiyatrosu'nun oyunu, Sinan Pekinton gibi tanıdığımız oyuncular vardı. Şehzade Mustafa'nın idamına giden olayları anlatıyor. Ben bu oyunu baştan sona beğenemedim.. Çocuk piyesi gibiydi, tempoyu yükseltmek için bağırıp durdular, tamperamanı yükseltmek bu değil bence.. Dizi sayesinde tarihi bilgisi olmayanlar bile konuyu az çok bilince, her cümlede Mustafa'ya pusu kurduklarına vurgu yapılması da metnin, gereksiz cümlelerle dolu olduğunun göstergesiydi. İşimiz gücümüz var Mustafa'yı asın da gidelim modunda izledim.. Tiyatro'nun beni heyecanlandırmasını ve içine çekmesini bekliyorum, bu noktada göz teması ve ses oyunları izleyiciyi etkilemek açısından önemliyken, oyunun tamamında sahneye arkasını dönmüş padişahın önünde el pençe divan duran oyuncular, sahne gerisinde oynanan, sesi duyulmayan sahneler alabildiğine saçma ve anlamsızdı..
Bu cumartesi ise Ben Feuerbach oyununu izledim. Yine tanıdığımız bildiğimiz Yalan Dünya'nın oyuncusu Hakan Meriçliler'in neredeyse tek kişilik oyunydu diyebilirim.. 7 yıl akıl hastanesinde yatıp, oyunculuğa yeniden başlayan ve toy bir oyuncu gibi role kabul edilmek için yönetmenin karşısında, seçmelere katılmak zorunda olan çılgın birini oynuyordu. Aslında sağlam bir metni olmasına rağmen çok sıkıcıydı.. İlk 10 dakika falan ışıkların yakılmasını bekliyor, bir salon insanla birlikte karanlıktayız, inanılmaz klostrofobik bir durumdu, ben rahatsız olmadım ama sinir krizi geçirsen geçirilir yani.. Oyunculuğun geri planını gözler önüne sermesi bakımından güzel detaylar içeriyordu. Örneğin, İtalyanca konuşup, aslında bu dili hiç bilmediğini ama bir oyunda oynadığını, kelimelerin ona bir şey ifade etmediğini, bir nesne gibi gördüğünü söylüyor. Tiyatro sanat yönetmenlerinin, oyuncuları sallamayışı, provaları sürekli erteleyip oyuncuları bir hafta beklettikten sonra, şurada duygu eksik diyip gittikleri-gibi şeyleri vurguluyordu.
Sahneye bir ara Golden Retriever cinsi köpek geliyor, köpek Hakan Bey'in bağrışmalarından korkup havladı birkaç kez, o bile bana daha eğlenceli geldi :) Yine de sahne ve kurgusuyla izlediğim değişik oyunlardan biri oldu. Sevgilim son anda beni ekip gelmediği için sinirliydim, çok konsantre olamadım ama yine de tavsiye ederim, turnede denk gelirseniz ya da Trabzon'daysanız.. Nitekim Trabzon devlet tiyatrosunun oyunuymuş :)  (25 Nisan'da Sabancı Üniversitesinde)
Kalan dört oyun ve kapanış törenlerine de yakın illerdeyseniz mutlaka gelin derim. Kapanış gösterisi çok eğlenceli oluyor :)
Muhtemelen artık bilet bulamazsınız ama 25-26 Nisan'da Kral Lear oyunu İstanbul Aya İrini'de olacakmış!
Açılış gösterisi

Taş Köprü Etkinlikleri
Hmm bu yıl kapanış gösterileri değişmiş.. İstila gösterisi 30 Nisan Pazar günü Atatürk Parkı'ndan başlayıp Gar meydanında devam edecek! 

Geçen yıllardaki kapanış gösterisi şöyleydi mutlaka izleyin.. :) (Adana değil, topluluğun başka bir yerdeki aynı gösterisi)

10 Nisan 2013 Çarşamba

Mado Kamera Görüntüleri

Mado web sayfasından bir açıklama ile beraber güvenlik kamerası görüntülerini paylaşmış. 
İzleyince siz ne düşünürsünüz bilmiyorum ama benim gördüğüm dışarıda bir koşuşturma varken, o sokağa açılan cam kapı kapatılmış ve dükkanın içinde bulunan insanlar mutfak katına indirilip limon dağıtılmış ve anladığım kadarıyla tahliyeleri de bu kattan yapılmış. İstanbul'u hiç bilmeyen biri olarak ben bu tespitte bulundum..
Hiç de öyle sokaktan geçen eylemciye yardım ediyor tavırları yok. Gayet kendi müşterilerinin ve kendilerinin güvenliği için kapıları kapatıp, yine müşterilerine yardım etmişler... Zaten masumsalar ve sanatçılara su satmayı reddetmeseler neden böyle bir şey gündeme gelsin?
Ayrıca o twitter hesabı kurumsal değilmiş. O olay zaten saçmalamanın dibiydi ama hala Mado'yu aklamıyor bu durum.. Hatta daha vahimi, Mado bile bu kadar gündemde yer bulurken, her fırsatta öğrenciyi, kadını, kızı, bebekleri, devrimciyi, öğretmeni, işçiyi, emekliyi, hakkını arayanı hedef alan "orantısız güç" ve polis nefretinden kimseler bahsetmiyor.. Bu ülkede polis kime hizmet ediyor? Trafik polisi bile ceza kotasını doldurmak için devriye gezip park cezası yazıyor, en hızlanabilecekleri noktalara radar koyuyor.. Hiçbir şey bu ülke vatandaşının güvenliği ve geleceği için değil yani..

9 Nisan 2013 Salı

Mim: Mimin de hayırlısı

Bir yerlerde mimlenmiştim ama neydi ki o? Derken, Biricit'in blogunda buldum kendimi :) 28 Şubat'ta yani doğum günümde mimlemiş beni, doğum günümde evde boş boş oturduğum için yoğunluktan aklımdan çıkmış! :D
1. En son kime yalan söyledin, neden?
1 Nisan'da sevgilime yalan söyledim. Yüzünü bile göremiyorum diye cırlamış ayrılmıştım ama yine çok yoğun çalıştığı için sallamadı beni. Haliyle 1 nisan şakam elimde patladı :))
Bunun dışında da aileye pembe hikayeler, işi düşünce arayan arkadaşa "şu anda cehennemin dibindeyim gelemem" gibi yalanlarım olmuş olabilir :)

2. Biz okumuyoruz farz et, kendine bir itirafta bulun.
Ey Seçil titre ve kendine gel.. Hayata dön, kitap oku, zayıfla, mutlu ol falan...

3. Şu an istediğin işi mi yapıyorsun?
Şu anda yatıştayım ama her klasik mühendislik öğrencisi gibi öğrencilik hayatım "nerden düştüm laayynn ben buraya!" şeklinde geçti.. Kendimi biraz toparlayıp, bir işe yarama çabası gösterirsem mutlu olabilecek bir çalışma alanı yaratacak kadar geniş bir meslek makina mühendisliği. O yüzden mutluluk zorlanabilir yani ;)

4. Mutlu musun?
Asla!

5. Keşke....
Yaşamın geri alma tuşu olsaydı.. Tee ilkokula geri dönüp, beni her gün döven manyak hocamın olmadığı bir okula gitseydim..

6. Sence ideal eş nasıl olmalı?
Her şeyi önce kendisi için değil ailesi için düşünmeli ve istemeli.. Ve beni iyi tanıyıp tepkilerimi, isteklerimi, hislerimi bilmeli..

7. Nerede yaşıyorsun ve ömrünü nerede geçirmek istiyorsun?
Adana'da yaşıyorum. Trafikte kelle koltukta gitmeyeceğim sakin bir yerde yaşamak istiyorum. Bahçeli ev istiyorum. Tiyatro, opera, bale, Gratis, Rossmann, BBW falan da olsun ama! Hayale gel..

8. Korkuların neler?
Hayatımın değişmeyi bırak bundan daha kötüye gitmesinden korkuyorum.. Bir de ani seslerden!

9. Seni en çok ne mutlu eder?
Çay, çikolata, peynir, ekmek, domates, zeytin gibi basit şeylerin yanında bir yudum sevgi... Sevgili elimi tutsun, gözlerime baksın ve o anda bana yalan söylemeyen, beni koşulsuz seven birinin varlığını hissedeyim..

10. Hayatında en çok utandığın an?
En çok olanını buradan yazamiyciiim.. Genel de komik olaylar, düşmeler falan için utanmam ama yanımda benim arkadaşım olan ya da ailemden biri boşboğazlık yapar ya da saçmalarsa utanırım :s

11. Kendinde en sevmediğin özellik?
İnsanlara çok fazla inanıyorum.. Hatta bu özelliğimi bilip zaman zaman hikayeler uydurarak kandıran çok oluyor! :s Acıma, üzüntü, kıskanma, sahiplenme gibi duygularımı da fazla abartıyorum..
Kendimden bahseden bilmem kaçıncı mimden sonra, bu da benim size blogda ilk fotoğrafım olsun :)
Bebiş severken :)
Ben de bu kapsamda eğer hala yapmamışlarsa ya da yapmak isterlerse Begüm'ü, Güzellik Gerçekleri'ni, Nilgün'ü, Weba'cığımı mimledim gitti :)

Madoyu Boykot Ediyorum!

Maraş katliamı zihniyetinin yobazlığını bugün hala sürdüren Mado Dondurmaları, Emek Sineması direnişinde, orantısız güç kullanan polis karşısında yaralanan, fenalaşan sanatçılara su satmayı reddedip, dükkandan çıkarınca büyük tepki toplamıştı. Twitter hesaplarına yoğun saldırı oldu, hesapları kapandı, sanırım web sayfalarına da Redhack saldırdı. Hemen yeni bir hesap açmışlar, zerre kadar utanmadan terörist ve anarşistlere meydan vermeyiz diyorlar!! Terörist, sizin alevileri yakan atalarınızdır!! Tepki gösteren insanlara, bir su vermediniz diyenlere "karadut bilmem neyimiz var onu denediniz mi?" diye dalga geçiyorlar!! 
Bir daha asla gelmem diyenlere "eksik kalın" diye yanıt veriyorlar! Mesele sadece oradaki protestoculara su vermemek değil, hizmet verdikleri HALKI aşağılıyorlar!! Siz bu halkı hafife alamazsınız efendi! Darbelerden sinmiş, korkmuş hiçbir şeye sesini çıkarmayan insanlar yok artık. Belki herkes meydanlara inecek kadar, hakkını arayacak kadar, tarihinin, sinemasının yıkılmasınının karşısında duracak kadar cesur değil ama DONDURMA YEMEZSEK ÖLMEYİZ!! Ehh serbest piyasa ekonomisi koşulları içinde de dükkanlarınızın kapısından adımımızı atmazsak, tanıdığımız hiç kimseyi oraya sokmazsak yine kaybeden biz olmayız herhalde? Bugün bir yandan başbakana yalakalık tweeti atarken bir yandan da Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın fotoğrafını koyup 'ışığını özledik' yazmışlar! Onun ışığı sizin karanlık zihniyetlerinizi bile aydınlatmaya yetmedi!! Katıldığınız yemek yarışmalarının haberlerini siteye koyup "bakııın biz sporun ve müspet sanatın yanındayız" demekle olmuyor o işler!! Nedir müspet size göre? Sinemayı, tiyatroyu ahlaksız mı buluyorsunuz? Voleybolcuları haşamayla oynatarak mı yanlarında olacaksınız? Işığını özlediğiniz Atatürk'ün sözlerini hatırlatarak, dondurma yemezsek ölmeyiz ama sanatsız kalırsak hayat damarlarımızdan biri kopmuştur diyorum başka da bir şey demiyorum!
Ben kendi adıma, hayatım boyunca bir daha gitmem, gitmeyeceğim! Zaten kurtlanmış bozuk çikolata satan ve bunları eritip pastalarda, waffle sosunda kullanan bir marka dondurmanın tanrısını yapsa işim olmaz!!..

Maraş

Mim: Stok Sorunu!

Bugün çekilişinden bahsettiğim sevgili Gülbeşeker, stoğunu göster miminde beni mimlemişti, birçok blog mimlendi zaten. Ben bu fotoğrafları bir süre önce çekmiştim ve ürünlerden kısa kısa bahseden yazılar hazırlamaya başlamıştım ama çok kafam karıştı "ben bunu sevmiş miydim yaa" falan diye.. Zaten sevsem bu kadar çok ürün birikmezdi elimde.. Özellikle cilt bakımı konusunda çok maymun iştahlı görünebilirim çünkü cildim çok sorunlu, kafasına göre takılıyor.. Eskiden satıcı kızların her söylediğine inanan salak kafam yüzünden de ürünlerden çok şey bekliyorum, bir işe yaramadıklarını görünce bir kenara atıp yeni yelkenlere yelken açıyordum ve sonuç budur..
Her türlü cins olduğum için kirpiklerim de cins, Bioderma bile kesmedi beni.. Çift fazlılardan Loreal ve Yves Rocher ancak temizliyor.. Ayrıca The Balm'ınkini de beğenmedim yapış yapış :s RDL ve Neutregena da atılacak artık.. 
Bunlar da makyajımı temizlemek için kullandığım diğer arkadaşlar. Artık genelde Bioderma Sensibio H2O ile cilt makyajımı temizliyorum banyoda da odamda da elimin altında bu tip şeyler var. Garnier süt ve göz makyajı temizleyiciyi denemek için almıştım gayet memnunum. Temizleme mendillerinden de Divinia'dan memnunum, Cala'dan daha iyi temizliyor gibi ama mendili küçük ve daha pahalıya geliyor..
Bu yavrulara bir de çekilişten kazandığım Bioderma gel eklendi, artık onun jelatinini bile açmadım.. Clinique o kadar uzun süre kullandım ki artık etki etmiyor, fırçalar için kullanıyorum. Loreal'den çok memnunum pad'i sayesinde pürüzsüz bir his bırakıyor.. ROC ykm kızı ısrarıyla.. Fena değil, ama bence gereksiz pahalı bir marka, içeriği bir hayli atıp tutuyor ama toniğiyle kullandım pek etkisini görmedim.. Avene gayet yumuşacık yapılı herbi şeyi termal su içeriyor zaten, hastasıyım :) Babor'u bitirmeye çalışıyorum tonikli sıvı bir kıvamda, mentollü gibi ferah bir his bırakıyor ama delicesine temizlediğini düşünmüyorum. Bu da lazerci teyze kazığı.. Zaten gitmiyorum artık oraya, lazerden çok Babora para döktüm!
Nivea üçü bir arada şeysini pek sevmedim maske olarak bekletince cildimi yakıyor, peeling olarak kullanıp üstüne maske olarak bekletilmez yani.. Duşta bitirmeye çalıştım bitmedi de bitmedi... 
Olay etkisiz eleman zaten.. Diğerleri stok ben de bilmiyorum :) Çekilişle size gelebilir :)
Gizem videosunda bahsedince bu toniği %30 civarında indirimle aldım, daha sonra serinin kalkacağını öğrendim gece ve gündüz nemlendiricisini de %50 indirimle almış oldum. Aslında benim cilt tipime uygun değil diye düşünüyordum ama karma cildin hatta yağlı cildin bile nemlendiren toniklere ihtiyacı olduğunu öğrendim..  Ben yine de fotoğrafta gördüğünüz gibi gayet sert tonikler kullanıyorum, yves rocher'i arada fıslatıp nemlendiriyorum.. Pure system fazla atıp tutuyor, gözenekleri küçültümüyormuş, akneleri kurutuyormuş falan.. Sürülmüyor bile! Jel kıvamında bu yüzden lokal olarak uyguluyorum. En beğendiğim Avene'nin toniği yine, yazısını hazırlayacağım. Göz altına bile gelse yakmıyor, muhteşem temizliyor..  
Buraya da Avene'den 2, Bioderma'dan bir krem eklendi çekilişlerle ve Clinique Moisture Surge sonunda bitti.. Setle çıkmıştı ve kız normalin 10 katı nemlendirdiğini çok az kullanmamı söylemişti.. DD gel'den biraz fazla nemlendiriyor bence.. Clinique nemlendiriciler çok çabuk emilip geriye yumuşak bir tabaka bırakıyor ama bence cilt nemlendiğinden değil jel yapısından dolayı böyle.. Zaten numune boyuydu, diğerleri de öyle. Anti Blemish Solutions da bir işe yaramayınca artık Clinique'e para vermem.. 60 lira civarı bir para veriyorsunuz, her seferinde başka seriden ürün tavsiye ediyorlar ve ürün amacına hizmet etmiyor.. Anti blemish cildimi yakıyor, nemlendirmesi az ve aknelere bir etkisi yok, kızarıklıklardan kasıtları damar çatlamalarıysa onun için biraz spf içermesi gerekmez mi? :)
Olay ve Avene'den memnunum yine.. En alttaki yeşil olan Oriflame göz kremi, yaşıma göre büyük ama özellike almıştım yapısı güzel.. All abaout eyes rich'e henüz kıyamadım :)
Bitenler yazılarınızda ve videolarda en çok duş jeline ve şampuana özeniyorum. Çünkü ben banyoda ürünlerimi tek başıma kullanıyorum ve bitmiyor arkadaş :) Öyle bir avuç dolusu şampuan falan kullanamam, kolay köpüren liflerden kullanınca duş jeli de bitmiyor. Özellikle Bilgen'i izlerken kopuyorum, kendi kendime "sen o saç kremini daha 2 video önce almadın mı anacım?" replikleri yükseliyor :D
E bitmiyorsa niye bitmeden alıyorsun, ıslak kaldın da duş jeli verenin mi olmadı? Ahh bu indirimlerin gözü kör olsun..
Bunlardan yalnızca biri alüminyum içermiyor sanırım Nivea Natural olan, onu tavsiye edebilirim. Neyse en azından bunlar farklı türlerdenmiş :) 
 TBS bana çok sağlam kazık atmış olabilir.. Yılbaşı indiriminde aldığım butterlar arkasındaki etiketi kaldırınca 2007-2008 falan yazdığını gördüm. Vanilla bliss zaten yılbaşı serisi olduğu için onda 2012 yazıyor. Üretimlerinin başladığı tarih diye düşünmek istiyorum.. Firmaya mesaj attım ama henüz bir yanıt alamadım.. 2007'den beri hiç mi Moroccan Rose satmadınız arkadaş? :s Bu da mantıksız geliyor ama anlamadım gitti.. Shea'yı bitirdim ama belki iade alırlar diye yenilerine geçmedim. 4 ay sonra ne iadesiyse ne bileyim sinir oldum zaten!
Body Care&Spa peeling ve vücut kremini ayıla bayıla kullanıyorum, kokusu çok tatlı. Duş jelini henüz açmadım.. Gratis %40 indirimiyle çok ucuza geliyorlar.. Parabeni falan yok..
Pretty Promise kokularına aşığım ama hiç kalıcı değil.. Film izlerken ellerime sürüp kafayı buluyorum! :D Koku fetişisti diye bir şey var mı ki? Yakında ondan olurum herhalde :)
Vaseline'den nefret ettim! Zaten bi milyon çeşit paraben içeriyor ve yoğun çikolata kokusuna rağmen plastik kokusu alıyorum bu üründen! Aslında yapısı, yoğunluğu çok güzel ama kullanamayıp evdekilere devrettim..
 Neutrogena'ları beğeniyorum ama fazla yapış yapış gelmeye başladı Watson's ve Rossmann cicilerini kullanıyorum hafif yapılı, hemen emiliyor ve gayet yumuşatıyor olmaları hasebiyle tercih sebebi.. Isana Q10, UV filtreli ayrıca..UV demişken lazeri hatunum, bana kollarına iyi bak dedi çıkarken :D Hiç kollarına iyi bak diyenim olmamıştı! :D
Bu tip kremler de genelde ev halkının kullanımında. Doa melisa krem çok beğeniliyor ama ben beğenmedim açıkçası.. Fazla deterjansı geliyor bana kokusu.. Dermokil ve minişleri seviyorum. Oriflame'den kuzenlerime satmıştım, bunu da çekilişe koydum açmadığım için yapısını bilmiyorum..
Körperbutter beğenmedim çok katı.. (Rossmann'dan)

Kozmetik stoğuna hiç girmedim bile gördüğünüz gibi çok uzun bir yazı oldu zaten.. Daha önce bunların bir kısmını paylaşmıştım mim'den önce çekilmiş fotoğraflar ve evlenicem ben hayalleriyle abartılmış alışverişlerden.. Kocadan bir şey istememek için şimdiden almak gibi salak bir düşünce içindeydim, bizim iş uzayınca artık ufaktan açıp kullanmaya başladım :)) Makyaj bazlarıma bile kıyıp kullanmaya başladım! :D
Aslında biraz sıkıcı bir yazı gibi görünse de hem kısa fikirler vermek istedim. Hem de bu yazı burada dursun içinden bakıp bakıp ikinci çekiliş için ciciler seçeyim :) Alınacakları aldım zaten.
Çoook canım sıkılıyor a dostlar, sizi de sıkmadan hooop kaçtım ben!
Olan var olmayan var diyerek kimseyi mimlemiyorum :)
(E o zaman ne bu kadar gösterdim hıyartocum :s)
*Bu yazıda kesin yazım hatası vardır ama bu saatte bulamadım...

20 Mart 2013 Çarşamba

Evlenmelik Koca-Mini Sephora Alışverişi

Haftasonu Sephora açılışından bir şeyler almak için kalktım şehir merkezinin yollarını tuttum. Otopark bulabilmek için 2 caddede, 3 tur atıp, u dönüşü ve sola dönüş yasak olduğu için 5-6 kavşak ilerinden dönüp geldikten sonra, mağaza yakınında yemek yiyen arkadaşlarımın yanına uğradım. North Shield'da yemek yedik. Maç olduğu için tuhaf bir ortam vardı yine, sevgilisiyle maç izlemeye gelen asortik abilerin kıraathanesi gibiydi! Neyse... Arkadaşımın arkadaşı, benim yeni tanıştığım kız, karşı masada hesabı ayrı ayrı ödeyen sevgililere takıldı.. N'olmuş yani? Ben bazen tüm hesabı ödüyorum dedim.. Sonra biz kendi hesabımızı ödemek için kalktığımızda, yine herkes kendi yediğini içtiğini ödedi ve bu bizim hatun, tuttu tüm hesabı kendi şirketi adına fatura kestirdi! E madem şirketinden parayı alacaksın, az ye azıcık delikanlı ol, tüm hesabı öde :) Ya da sadece kendi ödediğin paranın faturasını al.. Bu kadar çapulculuğun gereği ne? Bu "çapulculuk" lafına da onlardan takıldım!..
North'tan kalkıp hemen yandaki Sephora'ya geçtik, bu zengin geçinen arkadaş hiçbir şeye bakmadı :) Onlar beklediği için ben de hiçbir şeye bakamadım sadece bir tane ruj bulabildim. İndirime özel sadece bir seride indirim vardı, 5 liraydı . Kahverengi ve koyu kırmızı vardı, bir manyaklık yapıp tupturuncu duran bir rengi seçtim ama gloss'umsu yapıda olduğu için çok turuncu durmuyor, elimde açık nar çiçeği müthiş bir renk duran arkadaş, dudağımda kahverengiye doğru yol aldı :)
Oleeyyy, ben de üstümde pijama, camdan dışarı uzanıp fotoğraf çektim :))
Sephora Rouge Shine 29 numara
Meyvemsi bir kokusu var. Açılışa özel seyahat boyu ürünler verileceğini yazmışlar her yere. İçi tester dolu bir çanta hayal ederken, Sephora'nın çift fazlı makyaj temizleyici numunesini verdiler. Olsun, onu da çok merak ediyordum. Daha sakin bir kafayla ve kredi kartımı evde unutmadığım bir anda tekrar dadanacağım Sephora'ya.
Bilmeyenler ve Sephora Adana'da nerede? diyenler için; istasyon tarafından Ziyapaşa Bulvarı'na girdiğinizde, sağ tarafta North Shield'ın yanında, Özsüt'ün karşısında.. 
Ayrıca, Too Faced markası yoktu ama olmayan ürünleri sipariş verdiğinizde getirtebiliyorlarmış..
Neyse, dedikodumuza devam edelim.. Akşamüzeri arkadaşların yanından ayrılacakken, bir başka arkadaşları geldi, hatun benim ilkokul arkadaşım çıktı :) Sonra onunla da vakit geçirmek için kaldım. Özel üniversitede okumuşlar sanırım, hayatları para yemekle geçmiş.. İlişkiler, evlilik konuları yine gündemimizin ana maddesiydi, ilkokul arkadaşım evliliğe uzak olduğunu şu sözlerle aktardı; "ailemin sağladığı imkanları sağlayamayacak bir çapulcuyla niye evleneyim?" !! Aşık olabileceği potansiyel bir insanı "çapulcu" diye niteliyor!? Hatta o grubun aşık olabileceğine de inanmıyorum.. Evlenmelik koca arıyorlar! Sonra da o adamların parasına aşık oluyorlar.. Ben, tanıdığım hiçbir erkeğin ön şartlarında maddi durumunu incelemedim, yukarıda söylediğim gibi hesap da ödedim. Şimdi bu noktada salaklık bende mi? Yine de ben mutsuzum, onlar kahkahalar saçarak etrafta salınıyor.. Bu erkeklere böyle mi davranmak gerekiyor yani? Onların bizi kategorize ettiği gibi biz de onları üniversitede gezmelik, evlenmelik, romantizm yaşamalık diye sınıflandıralım mı? 
Ve bütün bunlar olurken, sevgilim beni Sephora'ya götüreceğine söz vermişti, sonra 3 gün süren bir rapor yazma işine gömüldüğünü duyanlar olmuş :s Adam benim yerime de çalışıyor, işbu sebeple bir ara zaman bulup evlenir miyiz, evlenirsek adam evin yolunu bulur, gelir mi, gelirse evde de çalışır mı? düşünmek bile istemiyorum :)
Daha çok konu var ama, saracak adam arıyordum, bu hatunlara denk geldi. Daha birkaç hafta söverim ben :)
Şimdi gel de bu yazıya başlık bul.. Ben kozmetik yazıyormuş gibi yapsam da arada günlük yazsam olur mu? Siz anlarsınız beni zaten :) 


18 Mart 2013 Pazartesi

50 Liraya Makyaj Mı? Bloglardan Ürün İstemek mi?




Durumu iyi olmayan arkadaşlarımı kırmadan bir şey paylaşmak istiyorum. Daha önce Pembe Defter kanalının çoook şeker sahibi Öykü, 2 ya da 3 kişiye kullanmadığı ürünleri gönderdiğini söyleyip, neler yolladığını da bizimle paylaşmıştı. Ve geçen hafta farklı bir etkinlik yaparak kısa bir video yayınladı, kendisi hiç müdahil olmadan videonun altındaki yorumlardan haberleşerek, insanlar ihtiyacı olanlara ürün gönderecekti. Öykü daha önceki videosunu yaptığında onu uyarmak istemiştim ama karışmamaya karar verdim fakat bu videoda dayanamayıp fikirlerimi tüm arkadaşlara yorum olarak bıraktım, haliyle hem desteklendim hem çok eleştirildim. Şimdi bunu genişletilmiş olarak sizinle de paylaşmak istiyorum.
Öncelikle elimdeki malzemelerden hem ucuz hem uzun süre kullanılabilecek ürünleri seçtim... Yazının sonunda fiyatlara vereceğim.
Mimi bile yapılan, pekçok blogger'ın bu konuda bir videosu ya da yazısı olan uygun fiyatlı ürünlerle makyaj yapmak üzerine edebiyat parçalayacak değilim.. Herkes gibi ben de kullanıyorum, beğendiklerim, beğenmediklerim oluyor. Amacım bu ürünlerle beraber fikirlerimi de paylaşmak. Birçok arkadaş şehrinde Gratis, Watson's, Mac, Inglot, Sephora gibi mağaza bulamamaktan şikayetçi, bu çok anlaşılabilir bir şey. Videoya yorum yaptığımda "ama benim şehrimde Mac yok ki" yazan oldu.. Bunun üzerine söylenecek söz bulunamaz tabii ki.. Maddi imkanlardan ürüne sahip olamamakla, mağazaya erişemediğin için sahip olamamayı ayırt edemiyorsanız neden blog okuyorsunuz, kime niye makyaj yapıyorsunuz!?
Her Bath and Body Works indirimde ben de burnumu ekrana dayayıp koklamak istiyorum :D Bana da 3-5 mum, 5-10 vücut kremi yollayın mı diyeyim yani? İnsanlar bunun için blog satışı yapıyor, gittigidiyor'da kişiye özel satış açıyor, tanıdığın samimi olduğun bir blogger'la anlaşır rica edersin havaleni yapar, ürününü alırsın bu ayrı bir konudur, maddi olarak sorun yaşamak ayrıdır. Bu konuda da söyleyebileceğim tek şey; hiçbirimiz anamızın karnından bronzerla doğmadık.. İmkanı olmayan kişi muhtemelen çalışmıyordur, her gün makyaj yapması gereken bir durum yoktur, dolayısıyla 10 tane allığı olsa ömrü boyunca bitiremez.. Ben 6 yıllık üniversite hayatım boyunca hafif göz makyajları dışında makyaj yapmadım. Cildimin ihtiyacı olduğunda bile zaten doktor yasaklıyor makyaj yapmayı, şimdi ise yaptığım makyaj haftada 1-2'dir ve henüz fondöten-kapatıcı dışında malzeme bitirebildiğim hiç olmadı..
Bu konunun istismar edildiğinden şüpheleniyor değil, gayet eminim.. Bir kere youtube'da hesap açmak zor bir şey değil, blogger kimliği ile tanınmadan orada bir hesap açıverip rahatlıkla duygusömürüsü yapabilirler. Ki uzun süredir blog yazan arkadaşların çoğunun başına gelmiş zaten ve ürünleri toplayıp satan dahi olmuş... Bu noktada "napalım yani elimizde kalıp bozulsun mu iyilik yapmayalım mı?" diye çemkirenler oldu. Öncelikle benim zihniyetimde yardım, makyaj malzemesi ile olmaz.. Ben de kullanmadığım, rengi uymayan vs ürünleri paylaşırım ama tanıdığım bildiğim insanlarla.. Gerçekten kullanabileceğini bildiğim birine, kandırılmış hissetmeden, gönül rahatlığıyla da veririm.. Normali de bu olmalı bence.. Bloglarda gezip, akşama kadar youtube izliyorsanız hiçbir üretiminiz yoktur, tamam olmayabilir ama en azından indirim zamanlarını görüyoruz hepimiz, Rossmann'dan 3,5 liraya Essence ürünleri alamadıysanız şehrin parfümerilerinde pekçok ürün ve Flormar mağazalardan daha ucuz, Catherine Arley gibi markalar daha fazla satılıyor.. Kısacası, bir bloggerdan ürün isteyeceğime ruj dahi sürmemeyi tercih ederim..
Benim seçtiğim ürünler bu şekilde..
Maybelline Affinitone fondöten, ben 12 liraya aldım ama 14 civarında görüyorum.
Time Balm kapatıcı, hem yüz hem gözünüzde kullansanız 1 yıl bile gider.. 12 lira
Rival De Loop gözaltı için gayet iyi, 6 lira.
Essence bronzer'ı Rossmann'dan 3,5 liraya aldım.
Flormar p115 allık 8-9 lira.
Golden Rose, Essence maskaralar indirimli/indirimsiz 5-10 liraya alınabilir.
Emily dudak kalemini tek başında ruj olarak kullanıyorum 1 liraya kadar bulmak mümkün ama genelde göz kalemleri de 1,80 lira..
Flormar P 046 far paleti 8-10 lira

Merak edenler için uygun fiyatlı fırçalarla ilgili de bir yazı hazırlayacağım, yurtdışı alışveriş cesaretinizi arttırmaya kararlıyım :) Buradan alabileceğiniz Essence fırçaların bile pek bir hayrı yok tek tük dökülüyor, boya veriyor vs..
Yine biraz sert bir yazı oldu ama benim düşüncelerim bu yönde.. Evet ekran arkasından her şey çok şirin görünüyor, kim ne almış diye merak ediyoruz ama özenmeye gerek yok bence, hayat bize ne veriyorsa onunla mutlu olalım ;) Hep söylediğim gibi sevdiğinize güzel görünmeye çalışmayın, sevebileceğiniz güvenebileceğiniz o adam hayatınızdaysa sımsıkı sarılın, gözlerinde her şeyi unutun... 


Taksim Artık Engel'siz


change.org'da sonuç alınabilen bir kampanyanın teşekkür metnini yayınlayacağım aşağıda. Twitter gibi mecralarda ya da direk Taksim'de bu duyuru levhasını görmüşsünüzdür. Beni en çok üzen yanlarından biri, hala müthiş beyinleri "engelli" sözcüğü kavrayamıyor, konunun muhatabı engelliler olmasına rağmen ve bu tip sözcükleri duymaktan büyük hicap duymalarına rağmen, anlayamazlar diye bir de "özürlü" olarak belirtme gereği duymuş olmaları.. Özür dilenecek hallerini ortaya koyuyorlar her fırsatta, hiç utanmadan... Bu konu aylarca peşinden koşturarak çözüme ulaşmış, bizim Adana'da da belediye otobüsleri ve kaldırımlar engelsizleştirildi ve bunun büyük büyük reklamları yapıldı.. Fakat bilinmeyen yanı şuydu ki yasa gereği belediyeler zaten engellilere yönelik çalışmaları bu yıl sonuna kadar tamamlamalıydı. Hamili yakınlarını zengin etmekten sıra geldikçe bu konulara el atılır artık..

Sana bugün harika bir haberim var. Aylardır mücadelesini verdiğim Taksim Meydanı'na engelli erişimi için sonunda beklenen oldu! Artık engelliler ve bebekli aileler için Taksim’e ulaşmak çok daha kolay!

Tekerlekli sandalyeyle rahatlıkla erişebildiğim sınırlı yerlerden biri olduğu için sosyal hayatımda büyük yeri olan Taksim’e proje inşaatı yüzünden ulaşamayacağımı öğrendiğimde şok olmuştum. Hemen gidip yerinde kontrol ettim ve Radikal Gazetesi’nden Elif İnce ile bir deneme yaptık. Metrodan çıkıp meydana ulaşmamız –başkalarının da yardımlarıyla– tam 61 dakika sürdü! Tek sebebi sadece yol gösteren levhaların olmayışı ve iki büyük tümsekti.

Birkaç levha ve iki rampa için başlattığım imza kampanyasıyla, deyim yerindeyse bir bürokrasi savaşı verdim. İBB’ye iki rampa için tam 2722 imza teslim ettim. 3 ay dilekçeme cevap bile alamadım! Bürokratik prosedürlerin yanında, girdiğim müthiş bir telefon trafiği ile talebimi bireysel yollarla da ilettim.  Ve nihayet sonunda mutlu haber geldi!

Azmin zaferi denmez de ne denir buna? Hem ben hem de imzacılar bu işin peşini bırakmadık ve yılmadan arayıp rampaları istemeye devam ettik. Sonunda o rampalar yapıldı, yolu gösteren levha yeniden düzenlendi ve artık Taksim’e ulaşmak 61 dakika sürmeyecek!

2 Rampa için 4 ay mücadele etmek olumsuz bir tablo çizse de sonuç bize gösteriyor ki; talep ettiğimiz sürece arz da olur. Ne kadar çok istersek, o kadar kolay oluyor. Bu yüzden istemekten ve mücadele etmekten sakın vazgeçme.

Kendi başıma çıktığım bu yolda beni yalnız bırakmayan insanları görmek ne kadar cesaret vericiydi anlatamam. Meğer yalnız değilmişiz. İstersek yaparmışız! Bunu kendimize daha çok hatırlatmamız ve haklarımızı daha çok aramak gerek.

Umut ve cesaretle kal,

Sevgilerimle,

Simto Alev

13 Mart 2013 Çarşamba

Mim: Nasıl Kitap Okursun?

Yine çoook geç kaldığım bir mimle karşınızdayım. Yasemin Kokulu Bir Hayat blogunu pek muhterem yazarı Biricit, Nasıl Kitap Okursun? miminde beni de mimlemişti. Aynen görselindeki gibi bir Garfield olduğum için, bu yazı için fotoğraflar çektim, sonra kaybettim, e artık yazayım dedim :)

Öncelikle ortam neresi olursa olsun yata yata, döne döne kitap okurum :)) 
Yazlıkta şezlongda uzanırken, kulaklığım ve bilimum alet edavatın üzerimde güneş izi yapmaması için ilgili pozisyon alındıktan sonra, itinayla macera-gerilim, romantik-komedi gibi yazlık romanlar okunur :)
Kışın ise ev ortamı kitap okumaya pek müsait değil.. Okuldan pek fırsatım olmazdı zaten, onun dışında sürekli TV açık ve kışın ablamın odasında uyuduğum için lambayı açamıyorum gece. Yoksa en büyük zevkimdir uyumadan önce yatakta kitap okumak. Yan uyuduğum ve romanları da genelde öyle okuduğum için bazen sayfa değiştirdikçe diğer yanıma dönüyorum, işte tam bu durumda yatağın içinde turlarken ve kitabın sonunu merak ederken uzun bir gece beni bekliyor oluyor..
Evlendiğimde, her genç kızın rüyası gibi ben de koca bir kütüphane ve okuma kanepesi istiyorum.. Yalnız bu konuda da hassasım hemşehrim! :) Raflar, romanların boylarına uygun olacak, mutlaka cam ya da mobilya kapakları olmalı ki kitaplar hava alıp sararmasın. Kitaplar kendi aralarında türlerine, okunma sırası ve boylarına göre tanzim edilecek. Bu şartların tamamı birlikte sağlanamıyorsa psikoloji, tarih gibi türler göz önünde bulundurularak yazar ve boy sırası öncelikli parametre olarak göz önünde bulundurulacak! Zinhar kimseye ödünç roman verilmeyecek, sayfalar kırıştırılmadan ve katlanmadan okunacak.. 
İşte böyle, bu mimi yanıtlayanlar genelde okuma ortamlarından bahsetmişti ama benim için en mühimi okuduğum kitap sonraki dönemlerde kütüphanemde yer almalı ve kırışmamış olmalı.. Bu sebeple başkasından kitap almam..
Yine geç kaldığım ve herkes bu mimi yanıtladığı için yapmayan herkese adıyorum :)


25 Şubat 2013 Pazartesi

Yol Çizgilerinin Anlamları

Eveeettt trafik dersine devam etmek isteyenler parmak kaldırsın! :)
Geçen gün trafikte seyrederken, ilk zamanlar endişe ettiğim "acaba ben bu çizginin ne tarafındayım, şeridi tutturabiliyor muyum?" falan gibi konuları düşündüm. Belki hala düşünenler vardır diye paylaşmak istedim. 
Öncelikle çizgilerin anlamını bilmek ve şerit takibi çok önemlidir. Yani çizgileri ortalayıp yolun ortasından gidemezsiniz, İstanbul trafiğinde bu zaten pek mümkün değildir ama olsun yazımız genel amaçlı bir yazı :) Ya sol şeride ait olacaksınız ya orta şeride. Bulunduğunuz yol en az iki şeritse, sol şerit "sollama şerididir" eğer yavaş seyrediyorsanız mümkün olduğunca bu şeridi tıkamamanız gerekiyor, çünkü sollama adı üzerinde soldan yapılır, sizi sağınızdan geçmeye çalışan bir araç daha fazla tehlike yaratır.. Bu ve bahsedeceğim konulara ülkemizde pek riayet edilmese de kazaların önüne geçmek için herkesi uyaralım.. 

İlk bahsedeceğim, çift yönlü yollarda bulunan bir tarafı kesikli, bir tarafı devamlı çizgiler. Önce, çift yönlü yol nedir? Ortasında refüj bulunmayan, gidiş geliş şeklinde, sokak arası, şehirler arası gibi trafiğin karşı şeridine geçip sollama yapabileceğiniz yollardır.. Bu şekilde bir tarafta kesikli çizgi varsa, yol genellikle virajlıdır ve görüş alanı kesikli çizginin olduğu gidiş yönü için uygundur. Dolayısıyla yalnızca kesikli çizginin olduğu taraf, yani bu çizimde sağ gidiş yönü, sollama yapabilir, karşı yöne geçebilir!  


Sadece bir tane kesikli çizgi varsa tabii ki karşı yönden gelen araç da sizin şeridinize girebilir, böyle yollarda ekstra dikkatli olunmalı.. Ülkemizde polislerin en çok dikkat ettiği çizgi türü bunlardır, ceza yazmalık çizgi ihlalidir.. Tek kesikli çizgi aynı zamanda gidiş ya da geliş yönünde şeritleri ayırmak için de kullanılır. Örneğin, bulvarlarda kavşağa yaklaştığınızda şerit ihlali yapamazsınız! Şehirler arası yolda 150, şehir içinde 30 m önce, doğru şeride girmelisiniz, kavşak içinde şerit değiştirme hatasından kaza yaparsanız kusurlu taraf siz olursunuz.. İşte bu sebeple, şeritler arasındaki kesik çizgi, kavşak içinde devamlı çizgiye dönüşür..


 Bu iki çizgi aynı anlama gelir, devamlı iki düz beyaz çizgi ya da düz kalın sarı çizgi, bölünmüş karayolu demektir! Yani refüj ya da herhangi bir şekilde bariyer yoksa bile, varmış gibi düşünmeniz gereken yollara bölünmüş karayolu denir. Ve bu çizgileri hiçbir şekilde ihlal etmemeniz gerekir.. Otoban kenarlarında, çift yönlü yollarda bulunan düz beyaz çizgileri hiçbir zaman gözardı etmeyin, bkz; emniyet şeritleri.. Ama bu çift çizgi ve sarı çizgi azami dikkat gerektirir. Refüj yapılamayacak kadar dar yollarda kullanılır genelde. Aslında bakarsanız bizim ülkemiz dışında refüjlü bulvarlara sahip pek ülke yoktur herhalde :) Çünkü tüm trafik kurallarını bilir, uygular ve uygulatırlar!

Bunların dışında yolun içinde hız sınırları yazabilir, sola-sağa yol ayrımının yaklaştığını gösteren oklar olur, otoban gişelerine yaklaşırken "yavaşla" ibareleri olur, trafik kavramı içindeki tüm levha, ışıklandırmalar gibi bu yazı ve işaretlere de dikkat ediyoruz :)
Ve son olarak, trafiğin her noktasında yayaların geçiş üstünlüğü olduğunu hatırlatıp kaçıyorum :) Bir yayaya çarptığınızda sizi kurtaracak iyi bir avukat bulabilirsiniz ama unutmayınız ki "yaya yolu" dışında bile öncelik yayalara aittir. Ve evet o, yaya geçidi değil yaya yoludur :)

6 Şubat 2013 Çarşamba

Kalın Alyans ve Gümüş mü Altın mı? Sorunsalı

O kınalı parmaklarda o beyaz eller.. diye bir türkü vardır bilir misiniz?
Ellere, parmaklara, tırnaklara, yüzüklerin duruşuna, yüzüğün materyaline, alyansın hangi ele takıldığına acayip takığımdır...
Bu türküyü, "güdük güdük parmaklarda, o kalın alyanslaaaarrr..." diye uyarlamak istiyorum.. Hadi alyansı anladık, bir de üstüne 2-3 mm kalınlıkta tektaşı taktın mı yüzük parmağının ilk boğumuna kadar uzanan, tüp geçit görüntüsü oluşturuyor.. Bir sıra taş, bir sıra işleme, kapanış sırasında yine taş, derken yüzüğün kalınlığı alıyor başını gidiyor... 
Bunun bir de et kalınlığı ve küt olup olmaması var.. Eski, annelerimizin yuvarlak kesitli alyanslarını düşünün, hah işte yüzük dediğin öyle olacak.. Şahsen benim kendimin gümüş bir alyansım var ki bir halt yiyip almış bulunduk, fiyatını duyduğumda "adam bize arada pırlanta iteliyor herhalde" demiştim.. Tamam gümüş de gramla satılıyor ama yani.... Güdük tanımlamasına direk uyan kısa parmaklarım olduğu için, ben çok çok az kullanabiliyorum. Zaten gümüş yüzük kullanıp, kendi aramızdaki sözlendik olayına da kılım ama geçmişten kalma bir kuyruk acım olduğu ve okuduğum bölümün çetin şartları hasebiyle tektaşım gelene kadar kullanmıştım :)
Model bu değil tabii ki ama ölçü olarak emsal olması için ekliyorum. Et kalınlığı anlaşılıyor mu bilmiyor mu ama bir çoğunuz bu boyuttaki alyansları görmüştür zaten. kullanılabilir hiçbir yanı yok... Üstelik benimki gümüş rengi ve daha koyu bir renkten oluşuyordu ve yeniden farklı bir numarasını getirttiğimde, rengi bozulmuştu bile...Gümüş için çizilir falan filan diyorlar ama bu kadar taştan çizilecek yer bulamıyor zavallı :)
Velhasıl, bir gün evlenirsem ince alyans alacağımdır ya da yalnızca tektatşımı kullanırım. Bu arada Bihter'in alyansını çok beğenirdim, Çok acayip bir karakter aslında.. Dizilerde tektaşı olmayan bi o garibim vardı, o da öldü gitti :D
Ayrıca bir de evlendikten sonra sağ ele alyans takma konusu var ki her türlü karşıyım, herkesle de tartışırım... Bu tamamen göstermeliktir.. O kadar temizseniz, yıkanırken bir zahmet yüzüğü elinizden çıkarın..
Kocalarına gümüş yüzük ya da platin yüzük alanlara da sesleniyorum, platin altından daha değerli bir metaldir ve altın haramsa, 200 lira verip aldığınız parfümlerde haram, teknik olarak o kadar süslenmemeli ;) Ve kadından daha gösterişli olmamalı, zaten altının haram olma sebebi bu.. Kaldı ki Nur Suresinde, ziynetlerin belli edilmemesi hatta, ayaklarında bir ziynet varsa bunu belli etmemek için, ayaklarını yere vurmamaları söylenir. (31. ayet) Burada kullanılan ziynet sözcüğü ile göğüsleri gizlemenin kastedildiği tartışılır, hatta avret yerlerinin kastedildiği bile düşünülür ama ayağınızda örtülmesi gereken bir avret yeriniz ya da göğsünüz yok değil mi? Bu bağlamda, kadınlara bile takıları göstermek, aşırı süslenmek yasakken, trabzon setler isteyip, onları boy boy takmanız bile yasak, bilin istedim ;)
Bir de Adana'da eskiden olan, hala uygulanabilen bir adet var, sözde beş taşlı yüzük ve tektaş takılırmış. Bunu tuhaf şekillerde uygulayıp en nihayetinde tektaş, alyans, tamtur-yedi taşlı yüzük ile düğünü tamamlayanlar var ki hastayım o kadınların azmine! Ne ara hangisini takıyorlar henüz çözemedim... Haftanın 3 günü şu yağı, 5 günü bu kremi sürüyorum gibi bir şey herhalde :)
*Kuran kaynağım, Elmalılı Hamdi Yazır. İsteyen olursa ayeti aynen yazıp, açıklamasını da yaparım..