Selamlar! Evlilik yıl dönümümüzde Aqua Di Polo'dan kocaman bir paket aldım. Markanın güneş gözlükleri ve saatleri kadrajımdaydı zaten, bu seçimler beni çok mutlu etti.
Kadın ve erkek saat kombini ile parfümleri bir arada paylaşmak istedim. Retro modeller ve siyah, bakır tonlarla saatler çok şık ve su geçirmez özellikte. Erkek parfümüne gerçekten bayıldım, kadın kokusu tatlı portakalla notalarını açıyor, kahve, acı badem ve yaseminle devam ediyor. Biraz ağır ama oldukça davetkar bir koku.
Aqua di Polo'nun çok güzel çantaları da mevcut. Bendeki bu laptop çantasına 15.6 inch laptop sığabiliyor, ben tablet taşımak için kullandım. içinde 3 bölme, önünde 2 fermuarlı gözü var. Kaba olmayan, ince, zarif bir tasarıma sahip.
Markanın, kolonya grubu olduğu bilmiyordum. Bamboo green tea favorim oldu. Sprey mandarin de buram buram mandalina kokuyor, spreyli olması nedeniyle hafif bir parfüm olarak da kullanılabilir.
Siz de denemek isterseniz, markaya pekçok satış kanalından ulaşabilirsiniz. Ben bir de güneş gözlüklerini denemek istiyorum.
Yine uzuunn bir ara verdikten sonra farklı bir konuya geçiş yaparak karşınızdayım. Bugün, yumurtadan bahsedeceğim!
Kahvaltı yaparken bir aydınlanma yaşadım, bu konuda bildiklerimi bir aktarayım dedim.
Uzun uzun yumurta üzerine konuşabilirim, bu yüzden herkesin bilebileceği şeyleri sona bırakıp muhtemelen pek duymadığınız şeyleri önce paylaşacağım.
Pasta, börek vs tariflerinde büyük yumurta gramajı verildiği için, büyük yumurta kullanmayı alışkanlık haline getirenler aramızda mı? Kötü haber.. Large yumurtalar, yaşlı tavuklara aittir. Kabuğu çok incedir. Ben bunları kullanmayı asla tercih etmiyorum, yaşlanan her metabolizmada olduğu gibi sorunlu olduğunu düşünüyorum. Bunu kullanmak yerine iki küçük köy yumurtası kullansanız hem daha sağlıklı hem çok daha lezzetli olacaktır.
Kahverengi kabuk mu beyaz kabuk mu daha sağlıklı? Bu konudaki bilgim, aralarında bir fark olmadığı yönünde fakat yine köy yumurtaları ne kahve ne beyaz ikisinin arasında bir renktedir. Tercihiniz her zaman atadan dededen bildiğimiz yumurta olsun ama market yumurtaları arasında, renk itibariyle bir fark yok.
Bu yumurtayı yıkasak da mı saklasak?? Yumurtalar zaten yıkanmış olarak gelmesine rağmen, kabuğunda bakteri bulundurmaya devam eder. Yumurtaları kendi kutusunda, yıkamadan saklayın. Kullanırken de yıkamayın, uygun süre pişirilen yumurtada salmonella bakterisi yok olur. Haşlayacaksanız dahi yumurtayı yıkamayın ama yumurtayla her temasınızdan sonra mutlaka ellerinizi yıkayın. Aynı şey et ve tavuk için de geçerlidir. Mümkünse eldivenle temas edin, başka hiçbir şeye dokunmadan ellerinizi yıkayın.
Haşlanmış yumurtaları, kabuğunu soymadan bekletmeyin. Haşlama süresi biter bitmez, soğuk suya tutarak soğutun ve kabuğunu soyun. Erkenden hazırlayıp, tekrar ısıtırım diye düşünmeyin. Yine hem bakteri oluşumu hem de trans yağ oluşumuna neden oluyor. Haliyle, sarısı grileşmiş yumurtayı yemeyin artık. Bu kapsamda pikniklere yumurta haşlayıp götürmeyin 😁
Otellerde ya da haftasonu kahvaltılarında ne zaman haşlandığı belli olmayan, sıcak suda bekleyen yumurtaları tüketmeyin. İmkan varsa, yeni yapılmış omlet isteyin, zaten iyi yerler omleti isteğinize göre anında hazırlayıp veriyor.
Dolapta nasıl saklanmalı? Ben başka ürünlerle temasını engellemek ve daha soğukta saklamak için, buzdolabının kapısında değil iç taraflarında saklıyorum. Kendi kutusunda tutuyorum. Hatta dolaptan yumurtalığı çıkarıp, yumurtaları kutuda saklarsanız aslında daha az yer aldığını göreceksiniz. Kutuya kaçak kat çıkabilirsiniz, kırılmaz. 😂 Dolapta mı saklanır dışarıda mı kısmına hiç girmiyorum bile tabii ki dolapta 4 derecede saklanır... Ve marketlerde de dolapta tutulur..
Yanığa yumurtanın beyazını mı sürüyoruz sarısını mı? Hiçbir yerini! Kendimi kızgın yağ ile yakıp üzerine de yumurta akı sürmüş biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki ne iyi geliyor olursa olsun, yanığa hiçbir şey sürülmez suya tutup, acısı azalınca yanık kremi sürün, durumun vahametine göre acile gidin. Yanık bir enfeksiyondur ve süreceğiniz her şey durumu kötüleştirir...
Ortada fol yok, yumurta yok! Ne ki bu fol diye hep merak etmişimdir. Birebir İngilizce çevirisi, kuş yuvası ama Türkçe'de kuşun yumurtaladığı alanla beraber, nereye yumurtalayacağını bilsin diye konulan taşa da fol deniyormuş. Gerçekten oluyor mu bu yahu? Benim kuşlarım yuvadan başka her yere yumurtluyordu, hayvan yemez bence bunları. 😂 Öte yandan fallop tüpleri denilen, üremenin olduğu kanalla da fonetik bir akrabalığı olduğunu düşünüyorum.
Yumurtadan civciv çıkar mı? 😒 Market yumurtası ise hayır çıkmaz. Üretim tesislerinde araya horoz karışmaz :) Satın aldığımız yumurtalar, döllenmemiş yumurtadır. Ama kümes tavuğu ise ve kümeste horoz varsa... Kaçınılmaz son. Döllenmiş ise hayvan üstüne yatar zaten, ellemeyin garibimin yumurtasını.
Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan? Tabii ki yumurta tavuktan... Yumurtadan tavuk değil civciv çıkar. Yıl olmuş 2018 hala bunu tartışan yoktur ama bu kadar konuşup, bu konuya değinmesek olmaz.
Yumurtalar niye kirli? Çünkü kuşlarda üreme ve boşaltım için tek açıklık var. Yumurta da aynı kanaldan geçer ve çok ilginç bir şekilde kabuğu yumuşak iken, tam çıkarken sertleşir.
Yumurta kabuğundaki porlar, içeriye oksijen girişini sağlar ama mikroorganizmaları vs dışarıda tutar. Kırılmış çatlamış yumurtaları bu yüzden kullanmayın...
Bayat yumurtanın besin değeri mi azalır, yenir mi? Yenilmez, zehirler. Mümkünse yemeyin.. Yine kuşlarımdan biliyorum, üzerine yatmadıkları birkaç gün kafeste beklemiş yumurtaları alıp, çöpe atarken kırılırsa, çok kötü kokuyordu. Risk almaya gerek yok :/
Yumurta gözle görebileceğiniz, tek hücre olabilir. Evet yumurta sadece tek bir hücredir. Sarısı, hücre çekirdeğidir... Bizim için plasenta neyse, civcivinki de odur. Bu yüzden bir canlıyı meydana getirebilecek seviyede yağ ve protein ihtiva eder.
Tavuğa verilen her besin takviyesini, yumurtaya aktarır. Selenyumlu yumurta falan muhabbeti de buradan gelir... Yani, evet gerçekten beslemeye bağlı olarak her yumurtanın içerdiği mineral değerleri farklı olabilir.
Bebekler ek gıdaya geçerken en çok tüketilen, neredeyse ilk verilen besinlerden biri yumurta olsa da oldukça allerjendir ve büyüklere bile ağır gelebilir, safrayı zorlar. Bu yüzden diyet çığırtkanlarını çok dikkate almayın, günlük yumurta tüketiminizi en fazla ikide tutun ve mümkünse sabahları tüketin.
Kendimden bildiğim başka kimseden duymadığım bir şey, yumurtayla domates yiyemiyorum! Kesinlikle yiyemiyorum, nolur söyleyin sizde de bir reaksiyon bi, bir şeyler oluyor mu? Bence kesin bir etkileşimleri var!
Yumurtanın uygun süre pişirilmesi gerektiğini söyledim ama yineleyelim, kesinlikle çiğ yumurta tüketmeyin, çocuklarınıza içirmeye kalkmayın.. Salmonella diyip geçmeyin.. Yeri gelmişken, salmonella sürüngenlerden de bulaşır, pet olarak kaplumbağa besliyorsanız, çocuklarınızın suyunu hatta hayvanı ellemesine izin vermeyin. Eldiven ile temizlik yapın. Temas halinde hemen elleri yıkayın...
Son iki yıldır, yumurta kabuğunda damga bulunması satış için zorunludur. Köylüden değil, marketlerden alıyorsanız damgalı olmasına dikkat edin.
Yumurta ve süt ürünlerinde allerjen bizzat kendileri olabileceği gibi, kullanılan antibiyotikler de allerjiye sebep olabilmekte. Hassas durumlar ve allerjen bebekler için bunu göz önünde bulundurmayı unutmayın.. Antibiyotik kullanımı yasak olsa bile, piyasada antibiyotikli süt olduğunu biliyorum.. Yumurta için durumu bilmiyorum ama...
Hala okuyan var mı? 😅 Son olarak pişirilmesinden bahsedelim. Rafadan mı, ılık mı katı mı muhabbetini benim gibi hala çözemeyenlerdenseniz alın bir makine kafanız rahat etsin. Cezvede kaynatacaksanız ılık için, su kaynadıktan sonra 3 dk, katı için 5 dk daha kaynamalı. Ben bunu ilk denediğimde, sıfırdan 5 dk tutmuştum tabii ki pişmedi 😁 Omletler için vereceğim tek püf noktası, yağınız kızmış olsun, yoksa yumurta kabarmaz. Yumurtayı direkt kırdıysanız, yumurtanın iyice pişmesi için kapak kapatın ama hemen kapatmayın, hemen kapatırsanız sarının üzeri de beyazla kaplanıyor. Biraz tıkırdasın sonra kapatın. Sevdiğim garip omletleri sıralayıp kaçıyorum.. Salçalı, evet kulağa garip geliyor ama daha garibi için hazır olun... Erzurumlular burada mı? Kuru dutlu ve pestilli tatlı omletleri denemeyen kalmasın derim. Hızlıca tarif, yumurtaları çırpın içine pestil doğrayın ya da yıkanmış kuru dut. Biraz bekleyin malzeme yumuşasın, erittiğiniz tereyağına gönderin gitsin... 3-4 yumurtayla yaparsanız tam bir aile kahvaltısı olur. Tereyağını çok yakmıyoruz tabii ki. (Bkz; dut çullaması, pestil kullanacaksanız cevizli falan değil düz standart pestil 😅 Yapıp beğenirseniz haber verin )
Ay çok konuştum, hatta yazdığım en uzun blogdu herhalde ama üzerine destan yazılmayı hak eden bir konu bence. Hatta unuttuğum kısımlar bile oldu bence 😂
İşbu yazı, alıntı değildir tarafımca yazılmıştır, paylaşılamaz, kopyalanamaz, alıntılanamaz. Emin olmadığım bilgilerimi teyit ettim, siz yine de aklınıza takılan kısımları tekrar araştırın...
Uzun bir aradan sonra herkese selamlar. :) Bir alışveriş yazısıyla geri döndüm. Bir arkadaşım sayesinde trendbende.com sitesini keşfettim Trendbende isimli bir instagram hesapları da var. Sitede tek fiyat şeklinde pekçok uygun kategori mevcut. 9,90 14,90 19,90 liraya ürünler bulabilirsiniz.
Trendbende sitesinde, kıyafet, ayakkabı, çanta, aksesuar hatta kişisel bakım ürünleri de mevcut. Flormar ve Gabrini'den ürünler var kişisel bakım kategorisinde. Benim aldıklarımdan bazılarına göz atalım...
Sitede her ürün, kombinli fotoğraflarla yayınlanmış. Yukarıdaki kombinden bordo eteği seçtim ben. Arkası lastikli, ince penye bir etek. Kalıplar genel olarak küçük diyebilirim. Ben genelde xl seçtim her şeyi ama bazı tshirtler diğerlerine göre çok daha küçüktü.
Bu kombinden de mevsimlik cekedi tercih ettim. Fiyatı 19.90 ürün linkine buradan ulaşabilirsiniz. Bu parçalar, soğuktan korumaktan ziyade kiloları kamufle etmek için diyebilirim, zira ince bir kumaşı var. Ama tarz olarak da çok hoşuma gidiyor böyle hafif uzun dökümlü ceketler.
Açık omuzlardan hala bıkmadım :) Bence bazı modeller gayet de zarif duruyor ve zayıf gösteriyor. Dökümlü yakalardan daha başarılı bir tercih oluyor. Yarasa kollu bu bluz da 14.90'dı.
Bir mevsimlik parça daha aldım hatta bunun küçük bedeni kaldığı halde aldım :) Bunun dışındaki aldığım ürünler basic tshirt'ler. Farklı yaka tiplerinde çok güzel renklerde basic tshirt'ler var sitede. Ben daha ziyade günlük parçalar baktım ama abiye, ayakkabı, ev tekstili gibi çok çeşitli ürünleri var.
Kargom sürat kargo ile oldukça hızlı gönderildi. Alışverişin en güzel yanı tek parça bile alsanız kargo ücretsiz. Fiyat sınırı da yok. Kapıda ödeme seçeneği var ve yurtdışına kargo gönderme imkanı da mevcut.
Sitede en sevdiğim kategori sevgili kombinleri oldu. Düğün konseptli Mr. Mrs. pijama, eşofman, çift saatleri gibi ürünler bulabilirsiniz.
Aynı zamanda bir de blogları var http://www.trendbende.org/ adresinden güzellik sırları ve moda üzerine paylaşımları takip edebilirsiniz.
Üniversite yıllarında romandan çok şiir okurdum. Artık her gün kitap okumaya karar verdim, bununla yetinmedim, okuduğum kitaba ek bir de şiir kitabı ekledim. Şiir kitabı her gün değişecek. 3-5 tane de olsa şiir okuyacağım.
Edebiyatta en eksik kalan yanlarımızdan biri, şiir. Yalnızca lise yıllarında zorla ezberletilmekten çok daha fazlasını hak ediyor...
Ben de o zamanlar, çok yavaş okuduğum ve aşırı dinci ve milliyetçi hocaların zorla okuttuğu siyasi yazarlardan nefret ettiğim için romanlara küstüm, sadece şiir okudum.
Sonra anladım ki kişisel edebiyat zevkimizi oluşturmak ustalık ve zaman isteyen bir işmiş. İyi bir okuyucu eline geçen her kitabı okumaz, okuyacağı kitabı özenle, ilgi alanına göre seçer. Elbette karşıt fikirler de okunur ama bunu da bilinçli seçer. Bunu yakalayabildiğiniz zaman, okumaktan keyif alırsınız ve daha hızlı, akıcı okumaya başlarsınız. Bunun için gerekirse, sürükleyici denilen, çoğunlukla içi boş, konusu kısıtlı popüler romanlar okuyarak başlayın.
Böylece ben de liseden üniversiteye geçişte kendi tarzımı oluşturdum. Saatlerce üniversitedeki Kitapsan'da zaman geçirirdim. Üniversitede Cumhuriyet Gazetesi satan tek yerdi yanlış hatırlamıyorsam. Şimdi kapandı. Kampuse cami falan yaptılar, öyle işlerle uğraşıyor rektörlük..
Neyse, konumuza dönelim..
O yıllardan bana kalan, en sevdiğim şairlerden biri, Ahmed Arif. Ahmed Arif'in vefatından sonra derlenip, yayınlanan 'Yurdum Benim Şahdamarım' bende çok özel bir yere sahip.
Eski bir dosttan yadigar, fazla bilinmez.
Ahmed Arif gibi büyük bir ustanın, neden tek bir kitap yayınladığı (sağlığında) da bilinmez..
Kimileri, şiirlerini yayınlanmak için yetersiz bulduğunu, kimileri Nazım Hikmet'e rakip görüldüğü için, bir adım geride durmayı tercih ettiğini söyler.
Bence, sebep aramaya gerek yok, ısmarlama yazmaktansa bütün bir ömrünü, bir kitaplık şiire sığdırmış olabilir... Ve o kitap, 'Hasretinden Prangalar Eskittim'kendinden sonra gelecek bütün nesillerin, ömründe bir kilometre taşı, bir durak olmaya yetmiştir, daha ne?
Hangimizin yok ki 'hasretinden prangalar eskittim' dedirtecek bir sevdası...
Şairin vefatından sonra, oğlu bu kitabı derlemiş. Dost meclislerinde okuduğu şiirleri, ikinci kitabı için hazırladığı düşünülen şiirler bir araya getirilmiş.
Bahsettiğim zamanlar çok uzak değil 2006-2008, hazırlık ve arkasından gelen nispeten daha kolay derslerimin olduğu, benim kampuste aylak aylak gezebildiğim yıllar. 'Çok özleyeceksin bu zamanları' derler ya, ben çok özlüyorum ama üniversite zamanını değil, o yılların kendisini... Zihniyet, memleket nereden nereye gelmiş.. Kendi üniversitemi tanıyamıyorum, hatta nefret ediyorum.
Yalnızca umut ediyorum.. Bir yerlerde yaşayan çok güzel insanlar var, umut ve sevgi aşılıyorlar başka insanlara. Ve bu sanal internet insanları, benim böyle güzel insanları bulup, tanımamı sağladı. Bu benim yaşama olan inancımı arttırıyor.
Uzun uzun yazmayı ve okumayı özlemişim. Ne olur fotoğraflara bakıp geçmeyin, gördüğünüz yazıları okuyun ve yazın.. Buralarda olmasa bile, kendi özelinizde bir deftere çiziktirin ki bu yıllar unutulmasın.
Neler yaşadık, daha neler gelecek başımıza, zaman öyle hızlı geçmiş ki bir kahve yapmak neleri hatırlattı bana. Ne dersiniz, her gün okumanın yanında bir de her gün yazsak mı? Üstelik sadece bu günü değil, hatırlayabildiğimiz kadarıyla geçmişi de...
Çay fincanında kahve yaptıysam sebebi Evdeki Madam ve tarzı hususi kahveleri🙈 Çay bardağı makinenin altına sığmadı çay fincanıyla yaptım😀
Son zamanlar benim için çok ağır geçiyor. Memleketimde her gün bir şehit var ama artık haber bile olmuyor. Ruhum sıkışıyor artık, biz bu hale nasıl geldik diye düşünmekten. En büyük sebeplerden biri, güçlü kadınları yitirmemiz, onları evlere kapatıp pasivize ettiğimizden, adeta lanetleniyoruz. Bu düşünceler içindeyken Fazıl Say'ın facebook sayfasında bir yazıya denk geldim ancak yazının kaynağını bilmiyorum, kendisi mi yazmış anlamadım ama paylaşmadan edemem...
Özellikle bayan arkadaşlardan ricamdır...
Lütfen dikkatle okuyalım...
11 Kasım 1938.
Atatürk’ün naaşı, İslam Tetkikleri Entsitüsü direktörü Ordinaryüs Profesör Mehmet Şerafettin Yaltkaya’nın nezaretinde yıkandı. Başbakan Celal Bayar’ın talimatıyla, Profesör Lütfi Aksu tarafından tahnit işlemi yapıldı. Vücudun bozulmadan korunmasını sağlayacak olan solüsyon, 200 gram formalin, 1 gram sublime, 200 gram tuz, 10 gram acide pehenque, 1000 gram su’dan oluşuyordu. Profesör Aksu, tahnit işlemi bittikten sonra, iki küçük şişeye solüsyondan doldurdu, ağızlarını lehimledi, üzerlerine yapıştırdığı etiketlere terkibi yazdı, Atatürk’ün kollarının arasına sıkıştırdı. Kurşun galvanizli tabuta yerleştirildi, kapağı kapatıldı, gül ağacından yapılmış tabuta yerleştirildi, onun da kapağı kapatıldı, üzerine Türk Bayrağı örtüldü.
Cenaze namazı için camiye götürülmesinin dinen şart olup olmadığı konusu, cumhuriyetimizin ilk diyanet işleri başkanı Mehmet Rifat Börekçi’ye danışıldı. Milli mücadele kahramanı Börekçi, “Atatürk’ün cenaze namazı, tertemiz hale getirdiği vatan toprağının her yerinde kılınabilir” dedi. Namaz, Dolmabahçe Sarayı’nda Ordinaryüs Profesör Yaltkaya tarafından kıldırıldı. Tekbir, Türkçe verildi.
15 sene sonra…
Anıtkabir tamamlandı.
Atatürk’ün ebedi istiharatı için, Anıtkabir’deki son kontroller, inşaat başmühendisi Sabiha Rıfat Gürayman tarafından yapıldı.
8 Kasım 1953, saat 23 suları… Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi histoloji kürsüsü başkanı Profesör Kamile Şevki Mutlu’nun ev telefonu çaldı. Arayan, Ankara valisiydi. “Atatürk’ün tabutunun açılması ve tahnit işleminin çözülmesi için, hükümet tarafından kendisinin görevlendirildiğini” bildirdi.
9 Kasım 1953, saat 7.30… Profesör Kamile Şevki Mutlu, Etnografya Müzesi’nde, geçici kabirden çıkarılan ve katafalkın üzerine konulan gül ağacı tabutun önündeydi, titriyordu. İçinden “galiba bayılacağım” diye mırıldandı. Ama, dayanmak zorundaydı. Saygı duruşu yapıldı. Ve “başlayalım lütfen” dedi. Yardımcı olmaları için, Yüksek Teknik Öğretmen Okulu’ndan 10 öğretmen getirilmişti, öğretmenler gül acağı tabutun vidalarını söktü, kapak kaldırıldı, kurşun tabutun lehimleri söküldü, onun kapağı da kaldırıldı, ortalığı tahnitte kullanılan solüsyonun kokusu sardı. Cenaze, kahverengi muşambaya sarılıydı. Taşınma sırasında zarar görmesin diye, naaş ile tabut arasındaki boşluklar talaşla doldurulmuştu. Talaş ıslaktı, bu iyiye işaretti, koruyucu solüsyonun uçup gitmediğini gösteriyordu. Profesör Kamile Şevki Mutlu, muşambayı göğüs hizasına kadar açtı, vücut parafinli sargılarla örtülüydü, yüzü ise, ıslak pamukla kaplıydı. Adeta zaman durmuştu. Çıt çıkmıyordu. Nefesler tutulmuştu. Profesör Mutlu, pamuk tabakasını yavaşça kaldırdı. Atatürk’ün yüzü ortaya çıktı. Hiç bozulmamıştı… Teni bronzdu. Altın saçları, rengini kaybetmemişti. Kalın kaşlarından bi kaç tel kopmuş, sol göz kapağının üstüne düşmüştü. Sakalı hafif uzamıştı. İnce dudakları yapışıktı. 15 sene önce Dolmabahçe Sarayı’ndaki yatağında uyur gibiydi. Ne bozulma, ne kokuşma vardı. İki sene önce rahmetli olan Profesör Lütfi Aksu’nun tahniti son derece başarılıydı. Profesör Kamile Şevki Mutlu, Atatürk’le yüz yüzeydi. Yanağına dokundu, okşadı. O an neler hissetti derseniz… Hatıralarında anlatacaktı. “Bir an için sanki konuşacakmışız gibi hissettim” diyecekti. Salonda derin sessizlik hakimdi, duygular darmadağındı. Atatürk’ün naaşı kurşun tabuttan çıkarıldı, dualarla kefenlendi, ceviz ağacından yapılan yeni tabuta konuldu, Türk Bayrağı’yla örtüldü, yarın Anıtkabir’de toprağa verilmek üzere, generaller tarafından ihtiram nöbetine başlandı.
Demem o ki..
Bu milletin yetiştirdiği en büyük insan, vefat ettiğinde bir erkeğe, toprağa verileceği zaman, bir kadına emanet edilmişti.
Çünkü… 1938’de Atatürk’ün naaşını emanet edebileceğimiz en yetkin kişi bir erkek’ken, 1953’te bir kadın’dı.
Çünkü kadınlar… Atatürk devrimleri sayesinde, sadece 15 sene gibi kısa sürede, erkeklerin önüne geçmeyi başarmıştı.
Kamile Şevki, 1924’te İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne girdi, 1930’da mezun oldu. O tarihe kadar kadın hekimlere kamusal görev verilmiyordu, Sağlık Bakanlığı ilk kez 1930 mezunu kadın hekimlere kadro verdi, Kamile Şevki patoloji asistanı oldu. 1931’de Milli Tıp Türk Kongresi’ne tek başına bildiri sundu, bu bildiri kadın hekimlerimiz adına ilk’ti. Türkiye’nin ilk kadın patoloji uzmanı oldu. Türkiye’nin ilk kadın tıp profesörü oldu. Türkiye’nin ilk elektron mikroskobu laboratuvarı, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde, Kamile Şevki’nin yönetimindeki histoloji kürsüsünde kuruldu. Ankara Üniversitesi Senatosu’nda ilk kadın öğretim üyesi oldu. Bugün bile hâlâ kendi adıyla anılan, böbreküstü beziyle alakalı “Şevki metodu”nu geliştirdi. 1987’de rahmetli oldu. Taa en başından, en sonuna kadar, Atatürk devrimlerinin eseriydi, Cumhuriyet kadınıydı.
Sabiha Rıfat, 1927’de, bugünkü adıyla İstanbul Teknik Üniversitesi’ne girdi, o sene ilk defa kız öğrenci kabul eden üniversitenin, ilk kız öğrencisiydi. 1933’te mezun oldu, Türkiye’nin ilk kadın inşaat mühendisi oldu. TBMM binası dahil, sayısız önemli projeye imza ml . Fenerbahçe’nin ilk kadın voleybolcusuydu. Ve, bu konuda da erkeklerden daha başarılıydı. Üniversite öğrencisiyken, o tarihlerde karma oynanan, beş erkek ve bir kadından oluşan, İstanbul şampiyonu olan Fenerbahçe voleybol takımının “kaptan”ıydı. 2003’te rahmetli oldu. Çocuğu olmamıştı, tüm servetini şehit çocuklarının eğitimine bağışladı. Taa en başından, en sonuna kadar, Atatürk devrimlerinin eseriydi, Cumhuriyet kadınıydı.
Dolayısıyla…
10 Kasım’ı anlayabilmek için, 11 Kasım’a bu açıdan bakmak lazım
Atatürk varsa, kadın vardır.
Kadın varsa, Atatürk vardır
Atatürk’ü öldürmenin tek yolu, kadınları erkeğin gerisinde bırakmak, erkeğe muhtaç hale getirmektir. Karşıdevrimci yobazların, kadın haklarına, kadın eşitliğine, kadın özgürlüğüne düşman olmasının temel sebebi budur
Bak şimdi bir şey anlatacağım hiçbir yerde duymamışsınızdır.
Az önce türkü dinliyorum, 'salım geldi musallaya dayandı' dedi. Birkaç başka türküde de duymuştum bu sal'ı. Tabut olduğu cümlenin gelişinden anlaşılıyor. TDK sözlük dışında hiçbir kaynak bulamadım sal ile ilgili.
Tabutun Türkçesi "sal, ölü salı, sala" şeklinde kullanılıyormuş. "Salaca" da sedye yerine kullanılıyor. Sanskritçede de sal, yani tabut sala bu arada..
Sahi bizim öz Türkçe diye bir şey vardı değil mi o noldu? Biz dili Arap esirliğinden kurtarmaya çalışırken, dilimiz çok başka yerlere gidiyor olacak(!)
Neyse, geçelim onu, bir de bildiğimiz denizde yüzen sal var. Arabik cenaze törenlerinden önce, ölülerimizi suya bıraktığımızın bir işareti daha..
Ayrıca "salağacı" diye bir şey buldum bari oradan araştırayım dedim, o konuda da hiçbir şey yok. Sal ağacı hemen hemen tüm dillerde "sal" diye biliniyor, asıl ismi shorea robusta.
Görsel kaynağı wikipedia, Kraliçenin Sal ağacına tutunarak Buddha'yı doğurmasının tasviri
Shorea robusta, Hindistan kökenli bir ağaç. Budist geleneklerinde Kraliçe Maya sal ağacına tutunarak Buddha'yı doğurur ve yine Buddha öldüğünde bir çift sal ağacı üzerine yatırılır.
Hindistan filmlerini izlerseniz de zorla Araplaştırıldığımızı aslında daha çok Hindu gelenereklerden etkilendiğimizi görebilirsiniz.. Özümüzü, kültürümüzü araştırıp öğrenelim derdim ama google'a sal yazınca, sadece şal bağlama modelleri çıkıyor :/
Bu yazıyı hazırlama amacım, benim gibi bu konuyu merak edenlere bir derleme olmasıdır. Ayrıca aklınıza gelenleri araştırmayı ihmal etmeyin, gördüğünüz gibi sizi hayal edemeyeceğinizi noktalara götürüyor.
Ülkemiz yasaları gereği, bir insan öldükten sonra bedenine ne olacağı belediyenin yetkisi dahilinde. Vay ben yakılmak istiyordum diyemiyorsunuz.. Diğer alternatif cenaze törenleri de yasak, sadece toprağa defnedilebilirsiniz, inancınız ne olursa olsun..
Heyy orada kimse var mı? :) Gelin Seçil'i merak eden var mı? Onları hemen yazının sonuna alalım..
Nişan sürecimle başlayan blogdaki fetret devrini artık kaldırayım dedim.. Düğünü bile geride bırakalı dört ay olmuşsa, ilk yazımın konusu tabii ki Adana blogger buluşmamız olmalı. 3 yıl önce gerçekleştirdiğim blogger etkinliğinden sonra tekrar yapmaya cesaret edememiştim. Bu kez Aslı ve Tuğçe'nin davetiyle güzel bir gün geçirdik.
Uzun bir süre planlayıp, emek verdikten sonra gerçekten ortaya güzel şeylerin çıktığını gördük bir kez daha. Adana'da olduğumuz için nedense firmalar bizi ciddiye almıyor. İstanbul Ankara'da günde beş etkinlik yapanlar destek görürken bize cevap bile vermeyen onlarca firmaya rağmen, gördüğünüz gibi pekçok güzel firma bizleydi.
Biz gelmeden kızlar etkinlik masamızı yerleştirmiş. Aslı'cım tüm hediyelerimize etiket hazırlamış ve isimlerimizi yapıştırmış, böylece bu kalabalık masamıza rağmen karışıklık olmadı. Sizi sıkmadan kısa kısa etkinliğimizden ve sponsorlarımızın bir kısmından bahsetmek istiyorum.
Sosyopix etkinliğe katılan 15 arkadaşımıza, bu şekilde mini fotoğraflar bastı. Buzdolabı ve diy çerçeveler için bu boyut çok güzel. Ben de bizim için özel kareleri derledim. Sosyopix'ten edinebileceğiniz fotoğraf boyut ve fiyatları için burayı tıklayabilirsiniz.
En sevimli hediyelerimizden biri kesinlikle Bak-kal Tasarım'ın seramik broşları oldu. Herkese kendi seçtiği tasarım gönderildi. Etkinlik boyunca olabildiğince kişiselleştirdik. Aslı ve Tuğçe tüm detayları takip etti bu konuda. Bak-kal instagram ve facebook üzerinden hizmet veriyor sanırım. Instagram sayfasına buradan ulaşabilirsiniz. Broş dışında da çok güzel ürünler var.
Etkinliğimizi yerel firmalar da destelkedi. Bir kooperatif markası olan Binboğa Bal ve Doğanay Gıda campet soğuk çay ve limonata ile yeni ürünleriyle tanıştırdı bizi.
Acnecinamide, Atelier Rebul, Moshos Garden, Revigen, Farmasi, LR, Vissmate, Splat, Cyrene, Herbital'in ürünlerini ayrıca bir yazıda paylaşacağım daha sonra ama hemen söyleyeyim Moshos misel suyu herkesten önce denedik ve ben bayıldım ayrıca gönderilen nemlendirici de gerçekten çok başarılıydı.
Kiss Türkiye ürünlerini görünce kalbim pıt pıt attı çünkü kirpikleri de imPress tırnakları da çok merak ediyordum ama biraz pahalı geliyordu. Pot O'miracle lip balmı hemen kullanmaya başladım, mentollü gayet etkili bir ürün.
Gelen şampuanlardan ilk olarak Herbital'i kullanmaya başladım. Çam terebentin kullanmayı çok seven biri olarak çam içerikli şampuan fikrine bayıldım. Temizlemesinden memnunum, vaatlerini de yerine getirirse almaya devam edebilirim.
Hama boncuk broş ve choker hediyesi ile aramızda olan #sanabanaveona sayfasını instagramda aynı isimle bulabilirsiniz.
La Lorraine donut'ları olay yerinde gümlettim tabii ki :)) Adana'da Real'de ve bazı Migros'larda bulabilirsiniz.
Baş parmağımda oje temizleme mendiliyle azıcık ovularak tamamen silinmiş H&M simli ojeyi görmektesiniz.. Tırnak etlerimden bile çıkardı. Yağlı ürün sevmeyenler için belirteyim, yağlı bir yapısı var.
Etkinliğimizin en mutlu olduğum yanı Highgenic'ten bir arkadaşımız ve Binboğa Bal'ın kurucusu, Matmazell'in güzel sahibi de bize katıldı, etkinlik başlamadan kahvelerimizi içip kooperatifin ve Highgenic'in kuruluş hikayesini dinledik. Türkiye'de ilk silikonlu temizleyiciyi üretmişler ama benim asıl aşkım yağ çözücüsü. Bütün evi yağ çözücüye yatırasım geliyor :))
Emeği geçen herkese çok teşekkür ederim. Ürünlerle ilgili yorumlarımı ara ara instagram sayfamda paylaşıyorum. Burada da düzenim oturursa paylaşıma devam edeceğim.
Son olarak düğünden bir kare bırakıp kaçsam mı? :)
Herkese merhaba..
Bugün size, Avene termal sudan bahsedeceğim. Termal suyun kullanım şeklini artık bilmeyen yoktur, ben biraz daha farklı kullanıyorum, aynı zamanda birkaç farklı marka deneyince hepsinden kısa kısa bahsetmek istedim.
Avene, termal su konusunda bir efsanedir, zira sahibi oldukları şifalı su kaynağı, hayvanların da kullandığı, yaralı hayvanları iyileştirdiği söylenen bir kaynakmış ve bunun üzerine Avene'in kurucusu bu kaynağı satın alarak çalışmalara başlamış. Daha önce blogumda da bahsettiğim gibi tüm Avene ürünleri, termal su içeriyor. Kremlerini çalkalamadan kullanırsanız içinden su aktığını rahatlıkla görebiliyorsunuz. Ben de bu ürünü hem serinlemek, cildimdeki gerginliği almak için kullanıyorum hem de yanık, pişik, kızarıklık, egzama gibi durumlarda kullanıyorum, ayrıca saç diplerimi beslemesi için zaman zaman saçlarıma da sıkıyorum.
Ürünün en sevdiğim yanı diğer termal sular gibi içerik kısmında sadece su ve itici gazların ismi yazmıyor olması. Mineral içerik tablosu da var. Gördüğünüz gibi pH değerinden, anyon ve katyonlarına kadar yazılmış. Düşük mineral içerikli, fakat nadir bulunan element oranı yüksek. Buradan anlıyoruz ki maden suyu da termal su ile aynı diyenler yanılıyor. Her termal kaynağın içeriği farklıdır, basitçe her maden suyunun tadını sevmemenizden yola çıkarak bu farkı görebilirsiniz. Sertlik ve mineral içerikleri farklıdır. Çinko içeriğinden dolayı cilde ve özellikle kızarıklıklara iyi gelen bir ürün.
Ürünün eksi tarafı ve beni başka ürünler kullanmaya iten şey ise ambalajı. La Roche Posay ve Vichy çok homojen püskürürken, Avene damla damla yüzümde belli oluyor ve bitmesine yakın şişesinden akıyor, kullanmak daha da zorlaşıyor. Bu sebeple makyaj sonrası kullanacaksam, LRP ya da Vichy tercih ediyorum. İçerik olarak çok bir farklarını görmedim ama Vichy biraz daha rahatlatıcı gibi.
Özetle, eğer başlığı değiştiyse her zaman tekrar alabileceğim bir ürün ve her evde bir tane olmalı, sodayla falan uğraşmayın 50 ml fiyatları çok uygun zaten. Ben büyük boyunu almıştım çok uzun sürede bitip, bıktırıyor.
Hepinize merhaba =) Uzun bir aradan sonra geri döndüm. Nişanı atlattık yavaş yavaş düğün hazırlıklarına başladık. Haliyle günler çok yoğun geçiyor..
Birkaç gün önce Dermokozmetika dan çok güzel bir paket aldım. Phyto ürünlerinden denemem için çok kuru saçlar için Phytpelixir serisinden Intense Nutrition şampuan ve kremi gönderildi. Tabii ki her zamanki gibi dopdolu bir paketle.
Şampuan sülfat içermiyor ve nergis mumu içeriği ile saçın kabarmasını önleyip nem veriyor. Yeterince denedikten sonra yorumlarımı tekrar aktaracağım ama söyleyebilirim ki kendisinden çok umutluyum. Mümkün olduğunca sls içermeyen şampuan kullanıyorum, fakat bu ürünler kondisyoner içermediği için saçı sertleştiriyor ama Phyto ürünlerini birçok arkadaşım vazgeçemeden kullandığı için güveniyorum, bakalım neler olacak.
Daha önceki alışverişlerimde ve gelen hediyelerinde de çok cömert deneme ürünleri oluyor. Her alışverişinizde deneme boyu ürünler ve alışveriş tutarınıza göre tam boy ürünler de gönderiliyor. 100 liraya kadar kargo ücreti yalnızca 2,90.
Krem de şampuan da ürünün ısınmaması için metal kutuda. Şampuan 200 ml, şu anda sitede %25 indirimle 48 lira. Cleansing Care krem, saç diplerine de uygulanıyor. Nemlendirerek temizleme özelliği var. Bu ürün de 75 ml ve Dermokozmetika fiyatı 52 lira.
Diğer şampuanların indirimlerine siteden bakmayı unutmayın.
*Yeni bir instagram hesabı açtım ufak ufak düğün ve çeyiz hazırlıkları paylaşacağım, takip etmek isterseniz; kullanıcı adım ceyizizm. :)
Sevgiler *_*
Doğru makyaj, dolgun kirpikler, bakımlı bir cilt, hacimli saçlar… En önemlisi de beyaz dişlerle sağlıklı, güzel bir gülümseme! Bu yüzden diş bakımına ve beyaz olmasına oldukça özen gösteriyorum. Sürekli yeni ürünleri deneyimlemeyi de seviyorum. Burada raflarda gözüme çarpan ve Amerika’nın en büyük diş macunu markası olan Crest aslında Procter and Gamble’ın Türkiye’de sunduğu İpana markasıyla tamamen aynı içeriklere sahipmiş. Dünyada ilk defa beyazlatıcı bantları üreten bir marka olduğu için 3 boyutlu Beyazlık ailesi oldukça ilgimi çekti. Son zamanlarda market alışverişine gittiğim her mağazada ve televizyonlarda sıklıkla İpana’nın yeni ürünü olan Perfection’a denk gelince ve özellikle 3 günde %100’e kadar lekesiz iddasını duyunca denemek istedim ve hemen aldım.
İpana’nın en hızlı ve en güçlü beyazlatıcı diş macunu ünvanına sahip bu diş macunu ile deneyimlerimi sizlerle paylaşmak istedim. Diş hekimimin de daha beyaz bir diş için önerdiği İpana 3D White Perfection ile güvenle, bembeyaz gülebiliyorum.
Perfection diş macunu 3 Boyutlu Beyazlık ailesinin en ileri ve etkili beyazlatıcı diş macunu teknolojisini içeriyor. Böylece diş minesine zarar vermeden sadece 3 günde diş yüzeyindeki lekeleri %100’e kadar etkin biçimde çıkarıp ve bembeyaz bir gülümsemeye sahip olmamızı sağlıyor.
Performansına gerçekten çok şaşırdım. Etkisi inanılmaz! İlk kullanımdan itibaren bile diş yüzeyindeki lekeleri çıkarma etkisini farkediyorsunuz. Keskin nane tadıyla ferahlığı sağlıyor, böylece uzun süre ferah bir nefese de sahip oluyorsunuz. Beyazlatma etkisi bu kadar iyiyken diş mineme hiç bir zarar vermediğini bilmek de çok güzel.
Procter and Gamble’ın tüm dünyada pazara sunduğu en gelişmiş beyazlatıcı diş macunu olan 3 Boyutlu Beyazlık Luxe Perfection İpana ile Türkiye’de de raflarda yerini aldı. Denediğinizde bana hak vereceksiniz:) Kullanmadan kesinlikle inanmazdım, deneyince etkisini gördüm ve mükemmel sonuç aldım.
Tam bir bakım sağlamak için aynı ailenin Oral-B 3D White Luxe ağız bakım suyunu da kullanıyorum. O da diş macunu ve fırçasının ulaşamadığı alanlardaki lekeleri bile çıkararak uzun süre, keskin bir ferahlık sağlıyor.
Unutmadan küçük bir not ekleyeyim; P&G ve İpana ürün performansına o kadar güveniyor ki, memnun kalmazsanız paranızın 2 katını iade ediyor. Bu nedenle beyazlatıcı etkisini kendiniz de görün diye bence gerçekten denemeniz gereken bir ürün.
P.S. Bana bu bilgiler yetmedi, ağız ve diş sağlığı üzerine daha çok şey merak ediyorum diyenleri aşağıdaki siteye alalım. http://www.agizbakimuzmani.com/
Hep merak ederdim, eskinin moda-kozmetik blogger'ları evlenince neden uzaklaşıyor diye. Sonra şöyle bir şey oldu...
Müthiş bir hızla nişan sürecine girdik. 3 vakte kadar nişanımız oluyor. Her şeyi çok basit ve sade tutmamıza rağmen hiçbir şey yetişmiyor gibi geliyor.
Bu süreçte yanımda olan sevgili blogger arkadaşlarım Didem, Mürüvvet, Tuğçe, Sinem, Aslı'ya peşin peşin teşekkür ederim. Tuğba'm da taa Fransa'lardan yetişiyor. 20 yıllık dostlarım arayıp sormazken, böyle güzel dostluklar yakalayabildiğimiz için çok şanslıyız. Blogda yazdıklarımız fani şeyler, bir yerden sonra bıkmak çok olası, bize kalan mutluluk....
Mutluluğuma ortak olan herkese ayrı ayrı teşekkür ederim...
Şimdi yazının başlığına bakıp hemen uçak, araba, sonsuz para diyeceğimi düşünüyorsunuz biliyorum ama bu sefer başka bir hediyeden bahsedeceğim. Yılbaşı yaklaşırken evde aile üyeleri tarafından gizli gizli işler çevrilmeye başlar. Herkes kendi hediyesini en güvenli yere saklamaya çalışır aynı zamanda diğerlerinin hediyelerini bulmaya çalışır. Bu yıl evde yılbaşı için hediyemi biraz erken buldum. Gardırobun en arkasında hışırdayan bir torba içerisinde hediye saklanırsa olmaz.
Neyse ben şu hediye kısmına geçeyim. Daha gelmeyen yılbaşının hediyesi: Oral-B şarjlı diş fırçası. Denemeye çekiniyordum ama hediye gelince keşke daha önce alsaymışım dedim kendi kendime.
Oral-B, profesyonel diş temizleme aletlerinden esinlenerek tasarlamış bu şarjlı diş fırçaları ile mükemmel bir temizlik deneyimi sunuyor. Diş plaklarını temizlemekte manuel fırçalardan çok daha etkili bir sonuç veriyor, ilk kullanımdan sonra bile daha önce sanki hiç bu kadar iyi dişlerimi fırçalamamışım gibi hissettim. Üç boyutlu oynar başlık sayesindeyse normal bir fırçanın yapamayacağı kadar hareket edip, normalde ihmal ettiğimiz ulaşamadığımız yerlere bile ulaşıyor. Fırça başlıkları dişleri tamamen sararak birçok noktaya temas ediyor ve muhteşem sonuçlar almamı sağlıyor.
Ağız bakımına çok önem veren birisi olarak bu benim için en iyi yılbaşı hediyesi oldu. Siz de yeni yılda sevdiklerinize Oral-B şarjlı diş fırçası hediye ederek onları mutlu edebilirsiniz.
Ürünleri incelemek ve yılbaşı indiriminden yararlanmak için tıklayınız. Bu arada, Burcu Esmersoy'lu videosunu da paylaşmadan duramadım :)
Herkese merhaba :) makyajsaati.com dan yazın bir alışveriş yapmıştım, şimdi yine indirim olunca paylaşmak istedim. 30 Aralık'a kadar her gün azalarak devam edecek indirimler var. Bu gece sona erecek indirim oranı %52. İndirim kodu ise 2016.
Benim alışverişim gördüğünüz gibi Models Own ojeler ağırlıklıydı. Aynı zamanda IL Salone şampuan ve saç maskesi almıştım onları da gayet başarılı bulduğumu söyleyebilirim, özellikle maske. İndirim yine tüm ürünler için geçerli.
Models Own'ları ekstra beğendiğimi söyleyemem ama çok güzel renkleri var. Özellikle glitter ve farklı ojeler seçtim. 30 lira etiketi olan ojeler şu an sitede 5 lira ve indirimle 2.5 liraya gelince bence yapıları gayet idare eder. Tek sorun bazı canlı renkler tırnaklarımı boyadı. 55 liralık alışverişle kargo ücretsiz oluyor.
Bu indirimde gözüm Color Club ojelerde olsa da çok pahalı oldukları için bir süre daha erteledim ama çok güzel yahu :)
**İndirimleri ve alışverişlerimi anlık takip etmek için beni instagramdan makyajatolyem ismiyle takip edebilirsiniz. Ayrıca secilizm ismiyle snapchat hesabımdan da takip edebilirsiniz. Ayrıca instagramda eyeliner şablonu çekilişim var. 3 hafta boyunca, her hafta bir kişiye hediye edilecek. İşte böyle..
Manuel diş fırçası şarj edilebilir diş fırçası kadar iyi temizler!
Yanlış. İlk kullanımdan itibaren şarj edilebilir diş fırçaları manuel fırçalara oranla 2 kat daha fazla plak temizler. Bu özellik dişlerinizin yalnızca dış görünümü için değil, sağlığı için de oldukça önemli. Plak, dişin dış kısmını kaplayan bakteri tabakasıdır. Bakteriler yediğimiz yiyeceklerdeki şekerle beslendikleri için, zamanla asit oluştururlar. Bu nedenle bakterilerin diş yüzeyine yerleşmesi, diş ve diş eti hastalıklarının en önemli sebeplerinden biridir.
Oral-B’nin elektronik fırçalarının tamamında fırça başlıkları yuvarlak olarak tasarlanmıştır. Bu yenilikçi tasarım sayesinde her dönüşte farklı bir açıyla dişin tüm yüzeyinin temizlenmesine olanak sağlar. Küçük boyutuyla her bir dişin yüzeyine ve diş aralarına rahatlıkla ulaşabilir.
Şarj edilebilir fırçalar yalnızca ağız ve diş sağlığı konusunda problem yaşayan kişilere tavsiye edilmektedir!
Yanlış. Oral-B’nin yaptığı bir anket çalışmasında, katılımcıların %39’unun ancak dişleriyle ilgili herhangi bir problem yaşadıktan sonra şarj edilebilir diş fırçası kullanmaya başlayacaklarını belirttikleri görüldü.
Ağız sağlığında tedaviden çok koruma yöntemi izlenmesi tavsiye edilmektedir. Çünkü dışarıdan yapılan herhangi bir müdahale, ne kadar iyi olursa olsun kendi dişinizin sağladığı rahatlığı ve fonksiyonelliği sağlamaz. Dişleri korumanın en önemli yolu, ağız ve diş problemlerinin bir numaralı sorumlusu olan plak tabakasını ortadan kaldırmaktır. Şarj edilebilir diş fırçaları, plak temizliği konusunda manuel diş fırçalarından %100’e kadar daha fazla etkilidir. Plak, yapışkan bir madde olduğu için diş fırçanızdan da ayrılması zordur. Bu nedenle diş hekimleri ortalama 3 ayda bir diş fırçanızı yenilemeniz gerektiğini söylüyor.
Şarj edilebilir diş fırçası da kullanıyor olsanız, 3 ayda bir fırça başlığı değişimini gerçekleştirmek durumundasınız. Oral-B, elektronik diş fırçanızı kolayca yenilemeniz için değiştirilebilir başlıklarla size sunuyor.
Nasıl bir diş fırçası kullanıyor olursanız olun, diş fırçalama süreniz aynı olduğu için aynı etkiyi yakalayabilirsiniz!
Yanlış. Diş hekimleri, dişlerinizi günde en az iki kez, 2 dakika fırçalamanızı öneriyor. Ancak yapılan araştırmalar ve klinik deneyler, dişlerinizi 2 dakika şarj edilebilir diş fırçalarıyla fırçalamanızın çok daha etkili sonuçlar almanızı sağladığını gösteriyor.
Şarj edilebilir diş fırçaları diş yüzeyine zarar verir!
Yanlış. Yukarıda bahettiğimiz anketin bir başka ilginç sonucu da, anket katılımcılarının %5’inin şarj edilebilir diş fırçasının diş yüzeyine zarar verdiğini düşünmesi. Oral-B’nin şarj edilebilir diş fırçaları, basınç göstergesi sayesinde diş fırçasını dişinize çok fazla bastırdığınızda çalışmasını durduruyor.
Tüm şarj edilebilir fırçalar aynı özelliktedir!
Yanlış. Herkesin diş yapısı birbirinden farklı. Bu nedenle Oral-B kullanıcılarına birbirinden çok farklı özelliklere sahip farklı şar edilebilir diş fırçaları sunuyor. Hassas dişetleri için, farklı büyüklükteki diş aralıkları için ya da sararmış dişleri beyazlatmak için birbirinden farklı bir çok diş fırçası modeli bulunuyor.
Detaylı bilgi almak için videoyu izleyebilirsiniz. Ürün alternatiflerini görmek için tıklayınız.
Merhaba! Bugün, geçen hafta yaptığım Mac online alışverişimden bahsetmek istiyorum. Renkli jel eyeliner'larından almak üzere uzun süredir siteye girip çıkıyorum ama karar veremedim. Blacktrack'in seveni çok olsa da beğenmeyenler de var, bir süre daha renkli kalemlerle idare edebilirim dedim. :) Ve sitede dolaşırken, ilk alınacaklar sırasında hiç yeri olmayan, görünce tutulduğum Accentuate/Sculpt ikilisini kaptım.
Macnificent koleksiyonunda 2 farklı tonda, ikili sculpt and shape powder gelmiş. Bu ikili yıllar önce de bir koleksiyonda çıkmış ama tek tek de satılıyor. Ancak refill olarak bile alınsa daha pahalıya geliyordu. Şuradan da görebileceğiniz gibi gramajı 11.5 gram ve fiyatı 83 lira. Tekli refill olarak almak isterseniz 63 lira ve sanırım 6 gram. Koleksiyonda gelen diğer seçenek ise Lightsweep/Shadester ikilisinden oluşuyor.
Yapısı yarı saydam diyebiliriz. Birkaç katta renk veriyor. Oldukça soğuk bir ton gibi duruyor ambalajında ama uygulanınca biraz daha sıcak bir hal aldı benim tenimde. Çok açık tenime uyar mı diye endişe ediyordum, birebir çok uygun bir renk olmasa da tenle bütünleşen ince yapısı nedeniyle beğendim. Aydınlatıcı kısmı ile henüz pek anlaşamadık. Hafif somon- pembe rengine bayılsam da çok az aydınlatıyor. Işıltısı incecik, bu normalde çok sevdiğim bir şeydir hatta simli aydınlatıcı kullanamam ama Accentuate için minimum aydınlatma diyebiliriz :) Benzer şekilde tozutmayan, fırçaya az gelen, ince yapısı nedeniyle de olabilir bu durum. Yine kat kat uygulamak mümkün.
Mac yılbaşı koleksiyonu ve diğer koleksiyonlardan kalan pekçok yeni ürün var sitede. Oldukça iştah kabartıcı :) Alışverişim oldukça hızlı ulaştı. Anket doldurduğum için bir indirim kodum vardı, başka bir şey gelmesi gerekiyordu ama CC krem numunesi geldi. Henüz denemesem de cc gelmesine daha çok sevindim tabii. Mac online'da tüm alışverişler ücretsiz kargolanıyor.
Orijinal Mac ürünlerin facebook sayfalarında satılmadığını bir kez daha hatırlatayım :) Başka yerden alacaksanız bile, kendi sitelerinden fiyata bakıp mantıklı mı bir bakın. 30 liraya Mac paleti falan diye bir şey olamaz..
Sonunda Adana'ya da Mac mağazası açılıyor. Yakında Ziyapaşa'da açılacak. Gaziantep'ten sonra Kilis'e H&M açılmış, o da gelirse tam olacak.